<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/"
	>

<channel>
	<title>antipopüler</title>
	<atom:link href="http://antipopuler.wordpress.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://antipopuler.wordpress.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Mon, 09 Jan 2012 19:56:30 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.com/</generator>
<cloud domain='antipopuler.wordpress.com' port='80' path='/?rsscloud=notify' registerProcedure='' protocol='http-post' />
<image>
		<url>http://s2.wp.com/i/buttonw-com.png</url>
		<title>antipopüler</title>
		<link>http://antipopuler.wordpress.com</link>
	</image>
	<atom:link rel="search" type="application/opensearchdescription+xml" href="http://antipopuler.wordpress.com/osd.xml" title="antipopüler" />
	<atom:link rel='hub' href='http://antipopuler.wordpress.com/?pushpress=hub'/>
		<item>
		<title>Fantastik Mortimus Clay&#8217;in dünyası</title>
		<link>http://antipopuler.wordpress.com/2012/01/09/fantastik-mortimus-clayin-dunyasi/</link>
		<comments>http://antipopuler.wordpress.com/2012/01/09/fantastik-mortimus-clayin-dunyasi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 09 Jan 2012 19:49:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>antipopuler</dc:creator>
				<category><![CDATA[çocuk/ilkgençlik kitapları]]></category>
		<category><![CDATA[fantastik edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[karanlıklar ülkesi]]></category>
		<category><![CDATA[mortimus clay]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://antipopuler.wordpress.com/?p=522</guid>
		<description><![CDATA[Söze nereden başlayacağımı bilemiyorum bu kez. Hem bir dolu sözüm var söyleyecek, hem de hiç yok gibi. Arada deredeyim yani. Fantastik edebiyat seven ve sevmeyen iki kişiyiz biz evde. Ben sevmeyen cephesindeyim; ama reddeden değilim. Sevdiğim fantastik romanlar yok değil. Belki biraz daha seçiciyim. Fantastik edebiyatın klişelerinden yoruluyor, sıkılıyorum. Bir noktadan sonra, yazılan her şey [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=antipopuler.wordpress.com&amp;blog=6544367&amp;post=522&amp;subd=antipopuler&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Söze nereden başlayacağımı bilemiyorum bu kez. Hem bir dolu sözüm var söyleyecek, hem de hiç yok gibi. Arada deredeyim yani. Fantastik edebiyat seven ve sevmeyen iki kişiyiz biz evde. Ben sevmeyen cephesindeyim; ama reddeden değilim. Sevdiğim fantastik romanlar yok değil. Belki biraz daha seçiciyim. Fantastik edebiyatın klişelerinden yoruluyor, sıkılıyorum. Bir noktadan sonra, yazılan her şey aynıymış hissi uyandırıyor bende. Bu da mesafeli yaklaşmama neden oluyor.</p>
<p><a href="http://antipopuler.files.wordpress.com/2012/01/mortimusclay1.jpg"><img src="http://antipopuler.files.wordpress.com/2012/01/mortimusclay1.jpg?w=193&#038;h=300" alt="" title="mortimusclay" width="193" height="300" class="alignleft size-medium wp-image-525" /></a>Elimdeki yepyeni serinin ilk kitabını evdeki fantastik sever seçti okumam için. Kabul ediyorum, gönülsüz çevirdim sayfaları; ama iyi başladı ve umutlandım. “Bir dolu ödülü boş yere almamış sanırım,” diyerek devam ettim. Fakat ilerledikçe klişeler bir bir kendini göstermeye başladı: Kasvetli, ürkütücü bir ülkede yaşayan kötüler ile aydınlık, tılsımlı bir ülkede yaşayan iyiler&#8230; Bu iki ülke dışında kalan yaşam alanlarının belirsizliği, ulaşılmazlığı&#8230; Karakterlerin geçmiş kokan, tuhaf, gizemli isimleri; Epiktetus, Ichabod, Paracelsus gibi. Sırf bu &#8216;üstat&#8217;ların bilge kişiliklerinden dolayı &#8216;felsefi&#8217; olarak tanımlanan hikâye. Tabii ki felsefi olacak; birileri habire iyi, güzel, doğru, ahlaklı, adaletli ve barış dolu bir yaşamı savunur ve kalıcı kılmaya uğraşırken; birileri kötüyü, karanlığı, eşitliksizliği, adaletsizliği, mutlak gücü savunuyor. Ve kötüler her zamanki gibi &#8216;kaybeden&#8217; oldukları için bu psikolojiyle kötülüğün dozunu iyice yükseltip &#8216;kazanan&#8217; olmak için savaşıyorlar. Tahmin edersiniz ki bu çatışmada kararsızlara yer yok; mutlaka taraf olmak zorundalar. Ama akılları karışabilir, kandırılabilir, yanlış yapabilirler. Sonunda bunun cezasını da çekerler. Bütün fantastik hikâyelerde bu böyle değil mi zaten?</p>
<p><a href="http://www.mortimusclay.com/">Mortimus Clay</a>’in “Gizem Çemberi” serisinin ilk kitabı “Karanlıklar Ülkesi” de gençler için kaleme alınmış tipik bir fantastik roman. Kahramanımız Trevor Upjohn, kendisi gibi Hayaladamlar tarafından çalınan çocuklarla birlikte Karanlıklar Ülkesi’nde yaşıyor. Adından da anlaşılacağı üzere karanlık, ürkütücü bir tür hapishane aslında Karanlıklar Ülkesi. Çocuklar bir zamanlar aileleriyle birlikte yaşadıkları evlerinden Hayaladamlar tarafından çalınarak getirilmişler buraya. Ülke bir zamanlar insan olan, ama başına gelen bir olay nedeniyle korkunç, karanlık bir yaratığa dönüşen Lucian tarafından yönetiliyor. Çocuklar sanki hep buradaymış ve burada yaşayacaklarmış gibi eğitiliyorlar. &#8216;Ev&#8217;, &#8216;aile&#8217; gibi sözcükler hakaret sayılıyor ve hayal meyal geçmişini hatırlayıp da bu sözcükleri söyleyen çocuklar Kiler denen bir çeşit zindana götürülüyor. Kahramanımız Trevor da rüyasında hep &#8216;ev&#8217;ini görüyor ve bir gün derste birdenbire rüyasından söz ediyor. Bunun üzerine etrafı Hayaladamlarla sarılıyor, ama Kiler’e götürülmeden önce arkadaşı Maggie ve köle Epiktetus’le konuşma şansı oluyor. Onların aslında geçmişini anımsayan çocukları bu korkunç yerden kurtarmaya çalışan casuslar olduklarını öğreniyor. Kiler’de kendisine gizemli güçleri olan fare Zefir yardımcı oluyor ve Trevor Karanlıklar Ülkesi’nden kaçarak Hakikat Bölgesi’ne ulaşıyor. Esnaf Birliği’nin bilge üstatları tarafından idare edilen Hakikat Bölgesi saklı bir cennet neredeyse ve meyveleri sihirli hakikat ağacı tarafından korunuyor. Lucian’ın hain planlarına karşın direniyor, ama tahmin edebileceğiniz gibi olaylar kaçınılmaz bir şekilde iyiler ile kötüleri karşı karşıya getiriyor.</p>
<p>“Karanlıklar Ülkesi”, fantastik edebiyatı sevenler için yepyeni bir vaha muhtemelen. Aldığı ödüller ve övgüler bunu gösteriyor. Mortimus Clay’in romanını bazı filozoflarla ilişkilendirme çabaları dikkat çekiyor. Örneğin, gençler için kaleme aldığı fantastik-gerilim türü kitaplarla tanınan Amerikalı yazar R. L. Stine ile Plato karşılaştırmalarının ucu Clay’e kadar uzanmış. Stine’la da, Plato’yla da bağlar kurulmuş. Ayrıca kitabın orjinal adı “The Purloined Boy/Çalıntı Çocuk” olmasından dolayı Edgar Allen Poe ile de bir lişkisi olduğuna kadar vardırmışlar meseleyi. (Poe’nun tanınmış dedektiflik öyküsü “The Purloined Letter”a gönderme olduğu söylenmiş!) Ben o kadar derinlikli olduğunu düşünmüyorum romanın. Korku ve kötülük dozu iyi dengelenmiş, akıcı bir dilde yazılmış; ama işte bütün klişeleri de dibine kadar kullanmış enteresan denebilecek bir hikâye. Daha doğrusu uzun bir giriş. Bir olay örgüsünden çok karakter ve durum analizi aslında ilk kitap. Kahramanımız Trevor’la tanıştık. Maggie ve kötü çocuklarla da. Trevor belki de olayları henüz kavrayamadığından oldukça serinkanlı ve bir kahraman için epey geri planda. Maggie ise akıllı ama yaşından büyük işlere kalkışmaya, başına bela açmaya meyilli, inişli çıkışlı bir kız. Kız olduğu için tehlikeli ve liderlik gerektiren durumlardan uzak tutulmaya çalışılıyor, o da haklı olarak bu duruma isyan ediyor. (Bakın bir klişe daha; kahramanımız kıvrak zekâlı, cesur bir erkek ve tabii ki olayların içinde hoşlandığı bir kız var!) Şu anda elimizde, serinin Karanlıklar Ülkesi’ndeki tüm çocukların kurtarılması üzerine kurgulandığı bilgisi var sadece. O nedenle hikâyenin gerçekten pırıltılı, derinlikli ve dinamik olup olmadığını devamında göreceğiz aslında.</p>
<p>Kitabı elime aldığımda ilk dikkatimi çekenin yazarın adı olduğunu da söylemeden edemeyeceğim: Mortimus Clay. Fantastik bir roman okumaya hazırlanırken yazarın adının Mortimus olması hayli şaşırtıcı bir durumdu benim için. Araştırınca kendisinin de &#8216;gizemli&#8217; bir fantastik karakter olduğunu öğrendim. Nam-ı diğer Morty, başka bir dünyanın insanı ama bu dünyaya da çok iyi ayak uydurmuş! Açıkçası Morty’nin kendisi için kurguladığı hikâye romanın kendisinden daha ilgi çekici geldi bana. Sizin de ilginizi çekeceğinden eminim.</p>
<p>Son olarak kitabın orijinal adı “Çalıntı Çocuk” çok daha dikkat çekiciyken neden “Karanlıklar Ülkesi” gibi sıradan bir adın tercih edildiği aklıma takıldı. Orijinal kapak resmi de içeriği çok daha iyi yansıtıyor ve türün meraklıları için daha çekici olduğu kesin. Amerika’da ikincisi yayımlanan serinin devamında, yayınevi bu detaylar konusunda daha titiz davranır diye umuyorum. </p>
<p><a href="http://www.remzi.com.tr/kitapGazetesi.asp?id=3&amp;ay=1&amp;yil=2012&amp;bolum=14">http://www.remzi.com.tr/kitapGazetesi.asp?id=3&amp;ay=1&amp;yil=2012&amp;bolum=14</a></p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/antipopuler.wordpress.com/522/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/antipopuler.wordpress.com/522/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/antipopuler.wordpress.com/522/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/antipopuler.wordpress.com/522/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/antipopuler.wordpress.com/522/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/antipopuler.wordpress.com/522/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/antipopuler.wordpress.com/522/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/antipopuler.wordpress.com/522/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/antipopuler.wordpress.com/522/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/antipopuler.wordpress.com/522/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/antipopuler.wordpress.com/522/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/antipopuler.wordpress.com/522/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/antipopuler.wordpress.com/522/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/antipopuler.wordpress.com/522/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=antipopuler.wordpress.com&amp;blog=6544367&amp;post=522&amp;subd=antipopuler&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://antipopuler.wordpress.com/2012/01/09/fantastik-mortimus-clayin-dunyasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/3fe75880ac6226f72bcd70b24aa706e9?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">antipopuler</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://antipopuler.files.wordpress.com/2012/01/mortimusclay1.jpg?w=193" medium="image">
			<media:title type="html">mortimusclay</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>İstanbul&#8217;un gizleri&#8230;</title>
		<link>http://antipopuler.wordpress.com/2011/12/06/istanbulun-gizleri/</link>
		<comments>http://antipopuler.wordpress.com/2011/12/06/istanbulun-gizleri/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 06 Dec 2011 09:22:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>antipopuler</dc:creator>
				<category><![CDATA[çocuk/ilkgençlik kitapları]]></category>
		<category><![CDATA[arkeoloji müzesi]]></category>
		<category><![CDATA[karga feramuz]]></category>
		<category><![CDATA[masal]]></category>
		<category><![CDATA[nazlı eray]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://antipopuler.wordpress.com/?p=514</guid>
		<description><![CDATA[Yaşamınızda kargaların yeri var mı? Benim var. İstanbul’un bazı semtlerinde kargalarla birlikte yaşanır. Benim yaşadığım semt de böyle. Çoğu insan sevmez kargaları; ürkütücü bulur onları ya da uğursuz. Bense akıllı ve matrak bulurum ve adını oğlumun değiştirdiği &#8216;kargalı park&#8217;ta izlemeye bayılırım onları. Bir dönem her sabah oğlumun odasının pencesine gelen tek ayaklı bir kargamız bile [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=antipopuler.wordpress.com&amp;blog=6544367&amp;post=514&amp;subd=antipopuler&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yaşamınızda kargaların yeri var mı? Benim var. İstanbul’un bazı semtlerinde kargalarla birlikte yaşanır. Benim yaşadığım semt de böyle. Çoğu insan sevmez kargaları; ürkütücü bulur onları ya da uğursuz. Bense akıllı ve matrak bulurum ve adını oğlumun değiştirdiği &#8216;kargalı park&#8217;ta izlemeye bayılırım onları. Bir dönem her sabah oğlumun odasının pencesine gelen tek ayaklı bir kargamız bile vardı. Daha doğrusu mahallemizin kargasıydı o. Bellediği birkaç evi ziyarete giderdi. Odaya giriş çıkışlarımız onu ürkütmez, sabahları onu göremeyince merak ederdik. Ama şehir temposuna daha fazla dayanamadı ve sessiz sedasız yok oldu yaşamımızdan. Hâlâ konuşuruz oğlumla o kargayı. İyi geliyordu çünkü gizemli bir karga dostumuzun olduğunu bilmek. O bizi izliyor biz onu izliyor, birbirimizin yaşamlarına dokunmaya çalışıyorduk şu tuhaf kentte. İlgimi çekiyor işte kenti paylaşmaya çalıştığımız bu kara dostlarla ilgili şeyler. “Karga Feramuz’un Aşkı” da bir mıknatıs gibi çekti beni kendine. Sonra baktım Nazlı Eray imzası taşıyor kitap. Kargalar ve İstanbul demekti bu ve daha fazla kayıtsız kalamazdık birbirimize&#8230; </p>
<p><a href="http://antipopuler.files.wordpress.com/2011/12/372878_2.jpg"><img src="http://antipopuler.files.wordpress.com/2011/12/372878_2.jpg?w=233&#038;h=300" alt="" title="372878_2" width="233" height="300" class="alignleft size-medium wp-image-517" /></a>Karga Feramuz, 80 yıldır İstanbul’un Anadolu yakasındaki bir köşkün bahçesinde mesken tuttuğu ceviz ağacında kardeşi İkbal ile sürdürüyor yaşamını. Cevriye Hanım’ın köşkünün bahçesinde, ona olan tutkulu aşkının acı tatlı izleriyle&#8230; Cevriye Hanım’ın tüm yaşamına bu ağacın üstünden tanıklık etmiş; onu istemeye gelişleri, düğünü, iki oğlunu büyütmesi, zaman zaman eşiyle yaptığı tartışmalar ve ardından gelen barışmalar, evin emektarları, şimdi de torunu Nazlı&#8230; Karga Feramuz’un Nazlı’nın eline geçen tozlu hatıra defterinden öğreniyoruz tüm bu tanıklıkları ve tabii ki Feramuz’un Cevriye Hanım’a olan  aşkını. Nazlı’ya yeni arkadaşı İskelet kadar heyecan veren bu hatıra defteri onun yaşamının gizemi oluyor birden. Karga Feramuz ısrarla yalnız kalmayı seçerek yaşlı ceviz ağacının dalları arasından Cevriye Hanım’ı sevmeyi, izlemeyi ve kollamayı sürdürüyor. Onun sırrını keşfeden Nazlı da hem Karga Feramuz hem de Arkeoloji Müzesi’ndeki İskelet ve müzeye gide gele tanıştığı Venüs, başsız gladyatör heykeli -torso, Ağlayan Kadınlar’dan Agrippina, Büyük İskender ve arya söyleyen büst Mario’nun isteklerini, sorunlarını çözmeye uğraşıyor. Bütün bu cansız heykellerin arasına müze bekçisi de karışıyor yeni arkadaş olarak. Ve daha sonra bir mağara adamı. Nazlı köşk ve müze arasında mekik dokurken geçmişin gizemlerinin, zenginliğinin de farkına varıyor.  </p>
<p>Bütün bunlar size fazla karmaşık ya da gerçeküstü mü geldi? İçinde bir sürü karakter, gizem, macera, yaşam barındıran, zaman kavramı flulaşan bir hikâyeyi özetlemeye çalışınca öyle gelebilir tabii. Oysa bu &#8216;gerçeküstü&#8217; dünyanın içine dalınca o kadar eğleniyorsunuz, o kadar öğreniyor, o kadar anlıyor, bazen o kadar özlüyorsunuz ki &#8216;gerçek&#8217; oluyor. Gözünüzün önüne bildiğiniz bir köşk geliyor ve kitaptaki köşk oluveriyor bir anda. İlk vapura atlayıp Arkeoloji Müzesi’nin kapısından içeriye koşup firavunun iskeleti orada mı, keyfi yerinde mi kontrol ediyorsunuz. Müze’nin sakinlerine gülümserken Büst’ün söylediği güzel lied’leri, napolitenleri, aryaları duyuyorsunuz. Yeniden vapura doğru ilerlerken aklınız Müze’de kalıyor; “en yakın zamanda yine geleceğim” diye fısıldıyorsunuz geçmişin cansız tanıklarına&#8230; Vapurdan İstanbul’un büyüleyici silüetini izlerken, bütün o tarihi mekânlardaki yaşanmışlıkları hayal etmeye çalışıyorsunuz…</p>
<p>Nazlı Eray, “Karga Feramuz’un Aşkı” ile bu etkiyi bırakıyor işte okuyucusunda. Ve aslında “Gece Çiçeği İstanbul”, “Frej Apartmanı’nın Esrarı”, “Sihirli Saray” serisinde de aynı etkiydi bıraktığı. Gündelik yaşamımızın akışında farketmediğimiz İstanbul’un saklı güzelliklerini masalsı anlatımıyla gözlerimizin önüne seriyordu hepsinde. Hani kuşaklar boyunca duyduğumuz ve umarım duymaya devam edeceğimiz İstanbul’un güzelliğiyle ilgili anlatıları, kendi üslubuyla yeniden dillendiriyor usta yazar tüm kitaplarında. Çocukların ve gençlerin keşfetmesi, farkına varması, bizlerin de unutmaması, değerini bilmesi için sihirli dokunuşunu yapıyor. </p>
<p>Hikâyenin ana temalarından aşkı da unutmamak gerek. Aşkın imkânsızlığı, sınır tanımazlığı, kırılganlığı ve hangi zamanda olursa olsun yaşamlara etkisi kitabın her aşamasında kendini hissettiriyor. Yazar, aşkın görünmeyen tılsımlarına vurgu yaparken vazgeçilmezliğinin ve öneminin de altını çizmiş oluyor.       </p>
<p>Aşk ve İstanbul’un büyüsüne kapılmamak mümkün değil galiba. Ama Nazlı Eray büyünün etkisini güçlendiriyor kalemiyle. Tıpkı İstanbul gibi hareketli, oyuncaklı, yorucu ama vazgeçilmez masalların içine sürüklüyor okuyucuyu. İstanbul kadar Nazlı Eray’ın eşsiz hayalgücünün ve soluksuz kurgusunun da bağımlısı oluyorsunuz. Neyseki, Karga Feramuz’un ve Nazlı’nın bütün gizemli arkadaşlarının gönlümüzde taht kuracağını biliyor yazar, maceranın devamı için açık bırakıyor kapısını. Ben o kapıdan seve seve girerim içeriye yine. Gerçekle masalın iç içe geçtiği İstanbul’un sokaklarında geçmişle bugün arasında kaybolurum. Nazlı’nın söyledikleri çınlar kulağımda; “Ben hızla büyüyordum o sonbahar. Ama Karga ile Agrippina’yı aynı dünyanın varlığı olarak doğallıkla kabul edecek yaşı henüz geçmemiş olmalıydım. İkisi de çok doğal geliyordu bana. Bu başka bir kafa yapısıydı. Bunu yitirince insan iyice büyüyor, yaşlanmış oluyordur belki de.”  </p>
<p>Evet, büyüdüm ben. Ama Nazlı Eray’ın &#8216;başka kafa yapısı&#8217; aklımı çeliyor. Takılıveriyorum masallarının peşine dönüyorum gençliğime, çocukluğuma hem de bu zamanda&#8230;</p>
<p><a href="http://www.remzi.com.tr/kitapGazetesi.asp?id=3&amp;ay=12&amp;yil=2011&amp;bolum=14">http://www.remzi.com.tr/kitapGazetesi.asp?id=3&amp;ay=12&amp;yil=2011&amp;bolum=14</a></p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/antipopuler.wordpress.com/514/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/antipopuler.wordpress.com/514/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/antipopuler.wordpress.com/514/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/antipopuler.wordpress.com/514/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/antipopuler.wordpress.com/514/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/antipopuler.wordpress.com/514/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/antipopuler.wordpress.com/514/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/antipopuler.wordpress.com/514/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/antipopuler.wordpress.com/514/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/antipopuler.wordpress.com/514/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/antipopuler.wordpress.com/514/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/antipopuler.wordpress.com/514/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/antipopuler.wordpress.com/514/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/antipopuler.wordpress.com/514/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=antipopuler.wordpress.com&amp;blog=6544367&amp;post=514&amp;subd=antipopuler&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://antipopuler.wordpress.com/2011/12/06/istanbulun-gizleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/3fe75880ac6226f72bcd70b24aa706e9?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">antipopuler</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://antipopuler.files.wordpress.com/2011/12/372878_2.jpg?w=233" medium="image">
			<media:title type="html">372878_2</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Tabuları yıkmak</title>
		<link>http://antipopuler.wordpress.com/2011/11/05/tabulari-yikmak/</link>
		<comments>http://antipopuler.wordpress.com/2011/11/05/tabulari-yikmak/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 05 Nov 2011 15:52:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>antipopuler</dc:creator>
				<category><![CDATA[çocuk/ilkgençlik kitapları]]></category>
		<category><![CDATA[çocukların cinsel istismarı]]></category>
		<category><![CDATA[beate teresa hanika]]></category>
		<category><![CDATA[kırmızı başlıklı kız]]></category>
		<category><![CDATA[on8]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://antipopuler.wordpress.com/?p=504</guid>
		<description><![CDATA[Bazı durumları konuşmak zordur. Varlığını kabul etmektir çünkü konuşmak. O nedenle konuşmayız, yok sayarız. Böylece kendimizi ve çevremizdekileri incitmemiş oluruz. Oysa pek çok kişi yaşıyordur bu durumu. Çoğumuzun konuşmayı bile reddettiğini yaşıyordur ve aynı nedenlerle yaşadığı bu durumu konuşamıyordur. Kırk yılda bir konuşan biri çıkar, bir süre binbir rahatsızlıkla tartışırız bunu, sonra yine unutmayı, konuşmamayı [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=antipopuler.wordpress.com&amp;blog=6544367&amp;post=504&amp;subd=antipopuler&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bazı durumları konuşmak zordur. Varlığını kabul etmektir çünkü konuşmak. O nedenle konuşmayız, yok sayarız. Böylece kendimizi ve çevremizdekileri incitmemiş oluruz. Oysa pek çok kişi yaşıyordur bu durumu. Çoğumuzun konuşmayı bile reddettiğini yaşıyordur ve aynı nedenlerle yaşadığı bu durumu konuşamıyordur. Kırk yılda bir konuşan biri çıkar, bir süre binbir rahatsızlıkla tartışırız bunu, sonra yine unutmayı, konuşmamayı tercih ederiz. Hadi elinizi vicdanınıza koyun ve söyleyin; hepimizin ‘gündeminde’ ama hiç birimizin konuşmadığı bir konu değil mi çocukların cinsel istismarı? Sessiz bir sözleşme imzalamadık mı tüm dünya vatandaşları olarak bu konuda konuşmamak üzerine? Oysa bağıra çağıra konuşmamız gereken bir konu bu. Beate Teresa Hanika bağırmayı seçenlerden. ‘Kırmızı kara’ bir masalla, üzerini örtmeyi seçtiğimiz çocukların cinsel istismarı üzerine hem çocukları/gençleri hem de bu meselede en sorumlu bizleri bağırmaya çağırıyor yazar. </p>
<p><a href="http://antipopuler.files.wordpress.com/2011/10/kitap_kc4b1rmc4b1zc4b1.jpg"><img src="http://antipopuler.files.wordpress.com/2011/10/kitap_kc4b1rmc4b1zc4b1.jpg?w=211&#038;h=300" alt="" title="Kitap_Kırmızı" width="211" height="300" class="alignleft size-medium wp-image-507" /></a>Malvina 14 yaşına girmesine iki hafta kalmış hayat dolu bir genç kız. Ablası Anne ile pek geçinemiyor, abisi Paul ise üniversitede ve uzakta. Ama en yakın arkadaşı Lizzy her zaman yanında. Hiç ayrılmayan bu ikili evlerinin yakınındaki izbe bir köşkü kendilerine yaşam alanı yapmışlar. Ancak bu köşkün başka talipleri de var; köşkün hemen yanındaki sitede yaşayan oğlanlar. Malvina ve Lizzy köşkü oğlanlarla paylaşmaya hiç niyetli olmadıklarından onlarla sürekli savaş halindeler. Genelde de kazanıyorlar bu savaşı. Köşk hepsinin evi, sığınağı aslında, ama en çok da Malvina ve Lizzy’nin. Burada mutlu ve özgürler. Lizzy annesi ile yaşıyor ve onunla her şeyini paylaşabiliyor. Malvina’nın ise zayıf aile bağları var; sürekli hastalıklı bir anne, her dediği yapılan öğretmen bir baba, kendi dünyalarında yaşayan kardeşler. Malvina da kendi dünyasında yaşıyor ve kimseyle hiçbir şey paylaşmıyor bu nedenle. (Paylaşmaya çalıştığında da dinleyen olmuyor zaten.) Ama evin küçük kızı olarak bir sorumluluk yüklenmiş sırtına; evlerine çok yakın oturan ve büyükanne öldükten sonra iyice yalnızlaşan büyükbabayla ilgilenmek. Malvina’nın en büyük sırrı da büyükbabasıyla ilişkisi. Kimseyle, Lizzy ile bile konuşmadığı/konuşamadığı yaşamının ‘kırmızı kara’ sırrı. Oysa konuşması gerekiyor, kendini özgürleştirmesi, isminin anlamı gibi ‘adaletin bekçisi’ olması gerekiyor Malvina’nın. Ona bu gücü verecek olan ise aşk&#8230; Aşk sayesinde bağırmayı öğreniyor Malvina.</p>
<p>“Kırmızı Başlıklı Kız Ağlıyor” modellikten yazarlığa geçiş yapan Beate Teresa Hanika’nın ilk romanı. Ülkesi Almanya’da pek çok ödül alan roman, seçtiği konu gereği zor, ama kurgusu ve anlatım diliyle rahat bir okuma sunuyor. Genç kızın yaşadığı travmayı, okuyucuya geriye dönüşlerle, çağrışımlarla yavaş yavaş vererek okumayı hafifletirken merakı arttırıyor yazar. Malvina’nın büyükbabasının evine girdiği zamanlar yüreğiniz sıkışıyor ama köşke gittiğinde, delidolu Malvina olduğunda rahatlıyorsunuz. Onun hep böyle olmasını istiyorsunuz. İki ayrı yaşam sürdüren 14 yaşındaki bu genç kızın zincirleri kırmasına tanık olurken, siz de içinizdeki zincirlerin kırıldığını, bir tabuyu yıktığınızı fark ediyorsunuz. Malvina gibi bağırmayı başarabileceğinizi, onun gibi güçlü olmak zorunda olduğunuzu, korkularınızı yenebileceğinizi hissediyorsunuz. Onun yaşadıklarını yaşamanız gerekmiyor böyle hissetmeniz için. Çünkü yaşamasanız da yanında olmanız, farkında olmanız ve sesinizi yükseltmeniz önemli. Tıpkı her şeyi en başından beri tahmin eden ve Malvina’yı konuşması için yüreklendiren büyükbabanın komşusu gibi&#8230; Komşu belki de bu meselenin en uzağında olması gereken kişiyken lokomotif görevi üstlenerek Malvina’nın ve biz okuyucunun gözlerini açıyor. Tek başına kimse böyle bir baskının, korkunun, utancın üstesinden gelemez çünkü. Beate Teresa Hanika’nın ilk romanını güçlü kılan, sıcak ve inandırıcı anlatımıyla bu duyguyu okuyucuya aktarabilmesi zaten. </p>
<p>Yayın hayatına Eylül ayında başlayan On8’in ilk üç kitabından biri Beate Teresa Hanika’nın “Kırmızı Başlıklı Kız Ağlıyor”u. Adından da anlaşılacağı gibi genç edebiyatı kucaklıyor <a href="http://on8kitap.com" target="_blank">On8</a>. Bu konuda var olan boşluğu doldurmak için önemli bir adım. Yayınevi, aynı anda yayımladığı Guido Sgardoli’nin “Var Mısın? Yok Musun?”u, Michael Thomas Ford’un “İntihar Notlarım”ı ve Hanika’nın “Kırmızı Başlıklı Kız Ağlıyor”uyla bu adımın hiç de boşa atılmadığını gösterdi.</p>
<p>Bu ilk kitapları &#8216;vurucu&#8217;, &#8216;sert&#8217;, &#8216;sıradışı&#8217; ve &#8216;cesur&#8217; şeklinde özetleyebiliriz kesinlikle. Bu ortak özellikler On8’in bundan sonraki çizgisi hakkında da ipuçlarını veriyor bize. Her üç kitapta da açık bir meydan okuma, gençlik ruhuyla birebir örtüşen asilik, karşı çıkma, kendini olduğu gibi kabul ettirebilme duygusu var aynı zamanda. &#8216;Ötekileştirdiklerimiz&#8217; var. Edebiyatın gizli gücünü iyi kullanan bu yazarların &#8216;ötekileştirdiklerimizi&#8217; anlayabilme ve kabul edebilme cesaretini göstermemiz için davetleri var. Araya kuşaklar girince gençleri bile ötekileştirenler için açık davet. Neredeyse tüm toplumlarda &#8216;tabu&#8217; sayılan cinselliği, intiharı, cinsel istismarı açık yüreklilikle ve doğallıkla tartışabilmek için açık davet. Bazen gençler için bile zor sayılabilecek konuları, zihinler ve bedenler gelişirken farkedebilmek, anlayabilmek, tartışabilmek, kabul edebilmek için açık davet. Daveti kabul edip etmemekte özgürsünüz, ama en azından okumaya cesaret edebilir ve bu yolla kendinizi özgürleştirmek için bir adım atabilirsiniz. Ne diyorsunuz, var mısınız?</p>
<p><a href="http://www.remzi.com.tr/kitapGazetesi.asp?id=3&amp;ay=11&amp;yil=2011&amp;bolum=14">http://www.remzi.com.tr/kitapGazetesi.asp?id=3&amp;ay=11&amp;yil=2011&amp;bolum=14</a></p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/antipopuler.wordpress.com/504/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/antipopuler.wordpress.com/504/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/antipopuler.wordpress.com/504/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/antipopuler.wordpress.com/504/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/antipopuler.wordpress.com/504/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/antipopuler.wordpress.com/504/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/antipopuler.wordpress.com/504/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/antipopuler.wordpress.com/504/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/antipopuler.wordpress.com/504/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/antipopuler.wordpress.com/504/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/antipopuler.wordpress.com/504/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/antipopuler.wordpress.com/504/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/antipopuler.wordpress.com/504/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/antipopuler.wordpress.com/504/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=antipopuler.wordpress.com&amp;blog=6544367&amp;post=504&amp;subd=antipopuler&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://antipopuler.wordpress.com/2011/11/05/tabulari-yikmak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/3fe75880ac6226f72bcd70b24aa706e9?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">antipopuler</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://antipopuler.files.wordpress.com/2011/10/kitap_kc4b1rmc4b1zc4b1.jpg?w=211" medium="image">
			<media:title type="html">Kitap_Kırmızı</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Savaşı konuşmanın anlamsızlığı</title>
		<link>http://antipopuler.wordpress.com/2011/10/11/savasi-konusmanin-anlamsizligi/</link>
		<comments>http://antipopuler.wordpress.com/2011/10/11/savasi-konusmanin-anlamsizligi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 11 Oct 2011 07:21:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>antipopuler</dc:creator>
				<category><![CDATA[çocuk/ilkgençlik kitapları]]></category>
		<category><![CDATA[barış]]></category>
		<category><![CDATA[david almond]]></category>
		<category><![CDATA[savaş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://antipopuler.wordpress.com/?p=489</guid>
		<description><![CDATA[İnsanlar birbirlerine soruyorlar; “III. Dünya Savaşı çıkacak mı?” Bana bu soru çok anlamsız geliyor, her seferinde “Dünyanın her yerinde savaş var zaten. Adı III. Dünya Savaşı olmak zorunda mı?” diye soruyorum. Evet, biz yaşadığımız kentte savaşı birebir yaşamıyoruz. Çocuklarımız savaş ortamında büyümüyor. Ama bu dünyanın hemen her bölgesinde savaş olduğu ve ne yazıkki olmaya devam [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=antipopuler.wordpress.com&amp;blog=6544367&amp;post=489&amp;subd=antipopuler&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İnsanlar birbirlerine soruyorlar; “III. Dünya Savaşı çıkacak mı?” Bana bu soru çok anlamsız geliyor, her seferinde “Dünyanın her yerinde savaş var zaten. Adı III. Dünya Savaşı olmak zorunda mı?” diye soruyorum. Evet, biz yaşadığımız kentte savaşı birebir yaşamıyoruz. Çocuklarımız savaş ortamında büyümüyor. Ama bu dünyanın hemen her bölgesinde savaş olduğu ve ne yazıkki olmaya devam edeceği gerçeğini değiştirmiyor. Üçüncü Dünya Savaşı’nın çıkıp çıkmayacağını sormak dünyada olan biten yıkıma gözlerimizi kapatmak gibi bence. Savaşı hissetmemek, olmadığı ve yarın birebir içinde olmayacağımız anlamına gelmiyor çünkü. O nedenle ülkelerinde, kentlerinde savaş olsun olmasın dünyanın her yerinde savaş karşıtları ve onların seslerini kısmaya çalışanlar; yani savaş çığırtkanları var. Barış içinde yaşamak dünyaya yasak sanki. Ama nasıl savaşlar her yerdeyse barış isteyenler, barışı getirmek için uğraşanlar da her yerde -neyseki&#8230;</p>
<p><a href="http://antipopuler.files.wordpress.com/2011/10/alevler-arasinda_1.jpg"><img src="http://antipopuler.files.wordpress.com/2011/10/alevler-arasinda_1.jpg?w=201&#038;h=300" alt="" title="ALEVLER.ARASINDA_1" width="201" height="300" class="alignleft size-medium wp-image-501" /></a>David Almond da barış yanlısı güçlü bir kalem. Yaşam ve ölümü farklı açılardan düşünmemizi sağlayan kitaplarıyla çocuk edebiyatında kendine özel bir yer edinen İngiliz yazar, Günışığı Kitaplığı’ndan çıkan “Alevler Arasında” adlı kitabında savaşın insanların yaşamını nasıl etkilediğini çarpıcı bir şekilde dillendiriyor. 2003 yılında kaleme aldığı ve kendisine bolca ödül getiren roman, 1962 yılında ABD ve Sovyetler Birliği arasındaki soğuk savaş yıllarında Kuzey İngiltere’nin küçük bir kasabasında geçiyor. Bu iki ülkenin nükleer silahlarını birbirlerine doğrultarak tüm dünyayı tehtid ettikleri zamanlarda, II. Dünya Savaşı’nın etkisini hâlâ taşıyan bir kuşağı da işin içine katarak, onların yoksul kasabasında bu durumun halkı nasıl etkilediğini o yılları yaşamış biri olarak samimiyetle yazıyor David Almond. Hikâye bundan 40 yıl önce geçse de, gücü elinde tutan ülkelerin politikalarında bir değişiklik olmadığından savaş tehtidi hâlâ geçerli. Dolayısıyla bu küçük kasaba halkının yaşadığı tedirginliği iliklerimize kadar hissettirmeyi gayet iyi başarıyor yazar. </p>
<p>Olaylara anne ve babasıyla birlikte yaşayan Bobby Burns’ün gözüyle bakıyoruz “Alevler Arasında”da. Bir Pazar günü annesiyle birlikte kasabanın yakınındaki büyük kentteki pazaryerine gidiyor Bobby. Orada izlediği/karşılaştığı yanaklarına şiş sokup ateş yutan McNulty adındaki adamdan çok etkileniyor. Tesadüfen babasının savaş yıllarında karşılaştığı biri çıkıyor McNulty. Balıkçılık ve deniz madenciliğiyle geçinen insanların yaşadığı kendi halindeki bu yoksul kasabada günler hep aynı. En yakın arkadaşları Joseph ve Ailsa, Ailsa’nın ailesi, tersanedeki gemiler, fener, sahil ve çocuklar için her seferinde başka bir savaş ortamına dönüşen çamlık ile çevreli mutlu bir yaşam. Ama değişimlere gebe. McNulty’nin varlığı değişimin ilk habercisi gibi aslında. Bobby’nin sadece Pazar yerinde bir kez karşılaştığı biri değil çünkü bu ateş yutucu, kasabaya kadar uzanıyor varlığı. Kültürel olarak kasabalılardan çok farklı Daniel ve onun ailesinin kentten kasabaya taşınması, Bobby’nin babasının ne olduğu bilinmeyen bir hastalığının ortaya çıkması ve Bobby’nin Daniel’ın da gideceğini öğrendiği yeni okul diğer değişimler. Değişim heyecan kadar belirsizlik hissini de beraberinde getirir. Bir uyum süreci vardır değişimlere ve her zaman kolay değildir. Bobby için de kolay olmuyor; hele de soğuk savaşın gölgesinde&#8230; </p>
<p>David Almond küçücük bir kasabada, 12 yaşındaki bir çocuğun yaşamındaki -aslında büyük- bu değişimleri sakin sakin anlatırken derinden bir gerilim hissetiriyor okuyucusuna. Savaşın gölgesinde okuyorsunuz sanki siz de kitabı. Bobby’nin yaşadığı kasabanın sahilindesiniz siz de. Gri bir yer burası. Bobby gibi kasvetli biraz. Bobby öyle bir çocuk, her zaman net değil. Kafası karışık. Akışa bırakıyor bazı şeyleri. Oysa Ailsa öyle değil. Bobby’nin kazandığı okulu o da kazanmış, ama gitmek istemiyor. Bobby Joseph gibi de değil. Daniel gibi ise hiç değil. Yine de güç birliği yapıyor onunla, okuldaki haksız zulme karşılık. Sıkı bir aktivist olabiliyor yani isterse, ya da inançlı biri. Mucizelere inanan, umut dolu biri. Ve Bobby’nin yaşadığı tüm bu değişimleri, duygusal çalkantıları, belirsizliği Bobby gibi yaşıyorsunuz okurken. Öyle kavrayıveriyor hikâyesiyle sizi yazar. Harika bir duygu bir hikâyeye böylesi dalabilmek, kendini orada hissedebilmek. </p>
<p>“Alevler Arasında” için genel olarak, savaşın insanlar üzerinde bıraktığı olumsuz etkiler, yeniden savaş çıkarsa kaygıları nedeniyle geleceğin belirsizliği, güvensizliği üzerine odaklanmış bir hikâye denebilir. Öte yandan kırsal bir kesimdeki kendi halindeki insanların gündelik yaşamından kısacık bir zaman dilimini aktarıyor bize, onların yaşamı üzerinden hepimizin yaşamına dokunuyor. Bu öyle bir dokunuş ki, sosyal dayanışmanın önemini, haksızlığa ve zulme sessiz kalınamayacağını, savaşın bir aptallık olduğunu ve her ne olursa olsun canlıların yaşamının her şeyden değerli olduğu üzerine düşündürüyor okuyucusunu. İnancı ‘yaşam’ın kutsallığında çözümlüyor. Bir laboratuvar ortamında, ölü bir kurbağanın cansız bedeninde yaşamın tılsımının izlerini sürdüğü an ise bence kitabın doruk noktası: “Kurbağa nesini yitirmiş?” diye soruyor öğretmen. Çocuklardan “yaşamını” yanıtı geliyor. “Nesi eksik? Yiten nedir? Yaşam nedir?” diye soruyor öğretmen çocuklara tekrar ve çocukların bunun üzerine düşünmelerini istiyor. David Almond da aslında tüm kitap boyunca bu soruyu soruyor bize. Yaşamın önemini, değerini, onu önemli yapan detayları düşünmemizi istiyor. Yaşam akıp giderken sorgulamadıklarımızı sorgulamamızı, aklımızı ve sağduyumuzu hep diri tutmamızı istiyor. Çünkü o zaman değil savaşı yaşamak ondan söz etmek bile anlamsızlaşıyor zaten. </p>
<p><a href="http://www.remzi.com.tr/kitapGazetesi.asp?id=3&amp;kayitID=0&amp;ay=10&amp;yil=2011&amp;bolum=14&amp;sayfaNo=1">http://www.remzi.com.tr/kitapGazetesi.asp?id=3&amp;kayitID=0&amp;ay=10&amp;yil=2011&amp;bolum=14&amp;sayfaNo=1</a></p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/antipopuler.wordpress.com/489/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/antipopuler.wordpress.com/489/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/antipopuler.wordpress.com/489/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/antipopuler.wordpress.com/489/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/antipopuler.wordpress.com/489/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/antipopuler.wordpress.com/489/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/antipopuler.wordpress.com/489/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/antipopuler.wordpress.com/489/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/antipopuler.wordpress.com/489/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/antipopuler.wordpress.com/489/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/antipopuler.wordpress.com/489/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/antipopuler.wordpress.com/489/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/antipopuler.wordpress.com/489/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/antipopuler.wordpress.com/489/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=antipopuler.wordpress.com&amp;blog=6544367&amp;post=489&amp;subd=antipopuler&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://antipopuler.wordpress.com/2011/10/11/savasi-konusmanin-anlamsizligi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/3fe75880ac6226f72bcd70b24aa706e9?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">antipopuler</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://antipopuler.files.wordpress.com/2011/10/alevler-arasinda_1.jpg?w=201" medium="image">
			<media:title type="html">ALEVLER.ARASINDA_1</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Yemek tarifleri eşliğinde kazı anıları</title>
		<link>http://antipopuler.wordpress.com/2011/09/20/yemek-tarifleri-esliginde-kazi-anilari/</link>
		<comments>http://antipopuler.wordpress.com/2011/09/20/yemek-tarifleri-esliginde-kazi-anilari/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 20 Sep 2011 09:26:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>antipopuler</dc:creator>
				<category><![CDATA[mutfakta]]></category>
		<category><![CDATA[ortaya karışık]]></category>
		<category><![CDATA[arkeoloji]]></category>
		<category><![CDATA[muhibbe darga]]></category>
		<category><![CDATA[yemek kültürü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://antipopuler.wordpress.com/?p=482</guid>
		<description><![CDATA[“Toprakla uğraşan, özellikle toprakaltı kültür ve tarih zenginlikleriyle uğraşan, yarım yüzyılı aşkın bir zaman dilimini aşkla toprağa adayan bir kadın nasıl yemekle uğraşır?” ‘Arkeolojinin Delikanlısı’ Muhibbe Darga işte bu soruya yanıt vermiş tatlı diliyle, lezzetli anlatımıyla “Kazı Başkanının Karavanası”nda. Eşi, dostu, başkanlık ettiği pek çok kazıdaki öğrenci ve işçileri Muhibbe Darga’nın özgün yemeklerinin tadını biliyorlarmış [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=antipopuler.wordpress.com&amp;blog=6544367&amp;post=482&amp;subd=antipopuler&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>“Toprakla uğraşan, özellikle toprakaltı kültür ve tarih zenginlikleriyle uğraşan, yarım yüzyılı aşkın bir zaman dilimini aşkla toprağa adayan bir kadın nasıl yemekle uğraşır?” ‘Arkeolojinin Delikanlısı’ Muhibbe Darga işte bu soruya yanıt vermiş tatlı diliyle, lezzetli anlatımıyla “Kazı Başkanının Karavanası”nda. Eşi, dostu, başkanlık ettiği pek çok kazıdaki öğrenci ve işçileri Muhibbe Darga’nın özgün yemeklerinin tadını biliyorlarmış elbette. Neyseki öğrencisi, can dostu Emine Çaykara -“Arkeolojinin Delikanlısı: Muhibbe Darga Kitabı”nın yazarı- bir yemek sohbeti sırasında bunları yazıya dökmesini önermiş kendisine de biz de en azından tariflerden ve tariflere eşlik eden harika anılardan nasibimizi alabiliyoruz. </p>
<p><a href="http://antipopuler.files.wordpress.com/2011/08/kazi-baskaninin-karavanasi-kapak.jpg"><img src="http://antipopuler.files.wordpress.com/2011/08/kazi-baskaninin-karavanasi-kapak.jpg?w=192&#038;h=300" alt="" title="kazi baskaninin karavanasi.indd" width="192" height="300" class="alignleft size-medium wp-image-484" /></a>1921, İstanbul Doğumlu Muhibbe Darga. II. Abdülhamid&#8217;in başmabeyncisi Darugazade Mehmet Emin Bey&#8217;in torunu. Erenköy Kız Lisesi&#8217;nin ardından İstanbul Üniversitesi Arkeoloji bölümünü bitirmiş. 1947&#8242;de doktor, 1965&#8242;te doçent ve 1973&#8242;te profesör olmuş. Karatepe, Gedikli ve Değirmentepe kazılarına katılmış, Fırat havzasındaki Şemsiyetepe ve Eskişehir’deki Şarhöyük-Dorylaion kazılarına başkanlık etmiş. Side dilinin çözümüne katkıda bulunmuş. Birçok makalenin yanı sıra “Eski Anadolu&#8217;da Kadın” adlı bir de kitabı var. </p>
<p>‘Arkeolojinin Delikanlısı’ndan yemek tarifleri okumak sadece onun mutfağına girmek anlamına gelmiyor. Bu leziz yemeklerin arasından bir bakıyorsunuz İstanbul Kalamış’a, bir bakıyorsunuz Acıbadem’e, bir bakıyorsunuz Muş’a, bir bakıyorsunuz Şemsiyetepe’ye, bir bakıyorsunuz Şarhöyük’e gidivermişsiniz. Muhibbe Darga 1950’lerden günümüze okumaya doyamayacağınız anekdotlarla, anılarla sunuyor yemeklerini. Şimdilerde var mıdır bilmiyorum ama 1950’lerin sonunda Muş’ta Mendelssohn ve Gauguin’in yaşam öykülerini bulabildiğiniz bir kitapçı olduğunu bu tatlı dilli anılardan öğreniyorsunuz. Yine 1950’lerde Kalamış Koyu’nda yüzerken kırmızı kanatlı kırlangıçbalıklarının yüzenlere eşlik ettiğini, Fenerbahçe Feneri’nin etrafındaki kayalıklardan karides çıkarıldığını, Kurbağalıdere’nin ağzından kepçeyle kefal tutulduğunu&#8230;  </p>
<p>Başkanlık ettiği kazılardan anılar da var tabii kitapta. Şemsiyetepe Höyüğü’ne otuz kilometre uzaklıktaki Mamaraş (şimdiki adı Suyatağı) Mezrası’nda, baraj gölü altında kalarak büyük kısmı yok olmuş ilk Tunç Çağı nekropolü/mezarlığından tüm olarak yiyecek, içecek kapları çıkarıldığını öğreniyorsunuz mesela. Ancak bu buluntuların Elazığ Arkeoloji Müzesi deposunda tozlar içerisinde saklandığını da okuyorsunuz. (Okurken tıpkı Muhibbe Darga gibi bu değerli buluntuların depolardan çıkarılıp müze salonlarında sergilenmesini diledim ben de içimden.) Hem bu kapların hem de başka kazılarda çıkarılmış yiyecek, içecek kaplarının, kazı alanlarının fotoğrafları da tariflere/anılara eşlik ediyor. </p>
<p>Bir de bütün bu güzel/özel yemek tariflerinin, anıların arasına kitaplar karışmış ki bu okumayı daha da bir leziz yapmış. Muhibbe Darga doğal olarak anılarından söz ederken dostlarından, arkadaşlarından da söz ediyor. Bu arkadaşların pek çoğu dönemin önemli kültür insanları. İşte onların yazdığı, önerdiği, hediye ettiği kitaplar ve hatta bazen bu kitaplardan minik alıntılar da var anlatıda. Eski dostlar, dostlarla yenen yemekler, okunan kitaplar, konuşulan anılar&#8230; Bazı yemek tarifleri de dostlarına ait zaten. Hoş kazı bölgesindeki yerel lezzetler de olsa, köklerinin dayandığı Dağıstan mutfağından da olsa, arkadaşlarının tarifleri de olsa kendi dokunuşunu yapıyor bu yemeklere ve tarifleri öyle sunuyor bizlere Muhibbe Darga. Sadece tek bir yemek tarifi de değil sunduğu; o yemeğe neyin eşlik edeceği, yanında ne içileceği ve tabii üstüne ağzımızı neyle tatlandıracağımızı da söylüyor.  </p>
<p>Ağzımızı tatlandırmaktan söz etmişken, kitabın son tarifleri -unutulan çerkez tavuğunu saymazsak!- Muhibbe Darga’nın her zaman severek yaptığı reçeller ve kokteyllere ayrılmış. Çayı vişne reçeli ile içen büyük halaları olan bir bilim insanının mutfağında reçellerin ayrı bir yeri olması çok doğal elbette. Şeftali, çilek, kayısı yazlık, ayva jölesi kışlık. “Kazı Başkanının Karavanası” ise her zaman&#8230;</p>
<p><em>Bu yazı ilk kez ÇEKÜL Vakfı&#8217;nın Kilittaşı dergisinin 4. sayısında yayımlanmıştır.</em></p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/antipopuler.wordpress.com/482/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/antipopuler.wordpress.com/482/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/antipopuler.wordpress.com/482/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/antipopuler.wordpress.com/482/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/antipopuler.wordpress.com/482/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/antipopuler.wordpress.com/482/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/antipopuler.wordpress.com/482/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/antipopuler.wordpress.com/482/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/antipopuler.wordpress.com/482/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/antipopuler.wordpress.com/482/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/antipopuler.wordpress.com/482/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/antipopuler.wordpress.com/482/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/antipopuler.wordpress.com/482/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/antipopuler.wordpress.com/482/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=antipopuler.wordpress.com&amp;blog=6544367&amp;post=482&amp;subd=antipopuler&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://antipopuler.wordpress.com/2011/09/20/yemek-tarifleri-esliginde-kazi-anilari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/3fe75880ac6226f72bcd70b24aa706e9?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">antipopuler</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://antipopuler.files.wordpress.com/2011/08/kazi-baskaninin-karavanasi-kapak.jpg?w=192" medium="image">
			<media:title type="html">kazi baskaninin karavanasi.indd</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Gerçek bir İstanbul masalı</title>
		<link>http://antipopuler.wordpress.com/2011/09/20/gercek-bir-istanbul-masali/</link>
		<comments>http://antipopuler.wordpress.com/2011/09/20/gercek-bir-istanbul-masali/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 20 Sep 2011 09:24:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>antipopuler</dc:creator>
				<category><![CDATA[çocuk/ilkgençlik kitapları]]></category>
		<category><![CDATA[günışığı kitaplığı]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[mine soysal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://antipopuler.wordpress.com/?p=477</guid>
		<description><![CDATA[Her kentin bir masalı olsa&#8230; Yaşadığımız ya da merak ettiğimiz kentlerin masallarının içinde kaybolsak&#8230; Sonra yeniden keşfe çıksak bu kentleri&#8230; Anlatsak masalını herkese, dilden dile çoğaltsak&#8230; Ben yazılı örneğine çok rastlamadım kent masallarının, ama bir tanesi var ki gerçekten çok özel benim için, çünkü doğduğum yaşadığım kenti anlatıyor: “İstanbul Masalı”. Ama sanıyorum benim için olduğu [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=antipopuler.wordpress.com&amp;blog=6544367&amp;post=477&amp;subd=antipopuler&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Her kentin bir masalı olsa&#8230; Yaşadığımız ya da merak ettiğimiz kentlerin masallarının içinde kaybolsak&#8230; Sonra yeniden keşfe çıksak bu kentleri&#8230; Anlatsak masalını herkese, dilden dile çoğaltsak&#8230; </p>
<p>Ben yazılı örneğine çok rastlamadım kent masallarının, ama bir tanesi var ki gerçekten çok özel benim için, çünkü doğduğum yaşadığım kenti anlatıyor: “İstanbul Masalı”. Ama sanıyorum benim için olduğu kadar, tarihi kentlere meraklı pek çok insan için de ilgi çekici bir masal İstanbul’unki. </p>
<p><a href="http://antipopuler.files.wordpress.com/2011/08/istanbul-masali.jpg"><img src="http://antipopuler.files.wordpress.com/2011/08/istanbul-masali.jpg?w=254&#038;h=300" alt="" title="ISTANBUL.MASALI" width="254" height="300" class="alignleft size-medium wp-image-478" /></a>Arkeolog ve yayıncı Mine Soysal, “her kentin bir masalı vardır&#8230; İstanbul’unki öyle bir masaldır ki, başlangıcından günümüze dek kentte ve çevresinde yaşayanlara, onlardan geriye kalan irili ufaklı pek çok ipucunun izini süren bilimsel çalışmalara, dilden dile aktarılan efsanelere, çok çok eski kitaplara, hatta şarkılara borçluyuz onu,” diyor ve “İstanbul Masalı”na başlıyor&#8230; </p>
<p>300 bin yıllık geçmişi olan bu büyüleyici kentin masalını anlatmaya da o zamanlardan başlıyor. Tabii en uzun zaman dilimini kapsasa da hakkında en az bilgiye sahip olduğumuz dönem olduğu için en kısa bölümünü oluşturuyor bu dönem masalın. Anladınız artık, bu “evvel zaman içinde kalbur zaman içinde” diye başlayan bir masal değil. İstanbul’un kültürel zenginliğini, tarihini, geçmişten günümüze değişen gündelik yaşamını anlatan ‘gerçekçi’ bir masal. Ama tüm masal kitaplarında olduğu gibi harika resimlerle anlatıyor İstanbul’u bize. Betül Sayın resimlemiş İstanbul’u, Mine Soysal da güzel güzel anlatmış. Tarihöncesinden başlamış, ilk liman kenti Byzantion’dan Bizans İmparatorluğu’nun dillere destan başkenti Konstantinopolis’e ve sonra Osmanlı başkenti İstanbul’a, sonunda da Cumhuriyet dönemi İstanbul’una, günümüze kadar taptaze ve yalın bir İstanbul’un tarihi öyküsü. </p>
<p>Bence hem yetişkinlerin hem de çocukların her daim elinin altında olması gereken bir kitap bu. Hele de İstanbul’da yaşıyorsanız. Tarih derslerinde de okuduk İmparatorluğun başkentini, önemini. Ama kimse bize Topkapı Sarayı’nda kimlerin yaşadığını, mahalle yaşamını, o zamanların ekonomisini, semtlerdeki yerleşmeleri anlatmadı. İstanbul’un tarihin her döneminde kültürel yaşamın başkenti olduğunu detaylandırmadı. Kentin kozmopolit bir yapısı olduğunu az çok biliyorduk, ama Bizans hükümdarlarının da Osmanlı padişahlarının da özellikle farklı kesimlerden insanların bir arada yaşayarak zenginleştirdiği çok kültürlü bir kent kurmayı seçtiklerini bilmiyorduk. Tarih, hep savaşlar ve fetihlerden ibaretti, hâlâ da öyle. O nedenle kimilerine çok sıkıcı gelebiliyor. Oysa okullardaki tarih kitaplarının dışına çıktığınızda tarih ince detaylarla örülü harika bir masal gibi gerçekten. “İstanbul Masalı”nda, Kâğıthane Deresi’nin Haliç’e kavuştuğu yerde kurulan Sadâbat Sarayı ve bahçelerinin tıpkı Avrupa’daki benzerleri gibi soylular için özel bir çevre yaratmayı amaçladığını öğreniyor ya da yeniden hatırlıyorsunuz. Kent meydanlarında yapılan çeşmelerin bezemelerinde kullanılan yemiş ve meyve kâselerinin doğaya ve dünyaya açılan yeni düşünce biçimini simgelediğini, 1700’lü yıllarda İstanbul’un Rum, Ermeni, Arap ve Bulgar basının da merkezi haline geldiğini, Topkapı Sarayı’ndan Dolmabahçe Sarayı’na geçişin öyküsünü ve İstanbul’un gündelik yaşamına dair, hiç de sıkıcı olmayan bilgiler ile zenginleşiyor, tazeleniyorsunuz. İstanbul nasıl bu kadar büyüleyici olabiliyor onu daha iyi anlıyorsunuz.</p>
<p>Sonra yavaş yavaş günümüz İstanbul’una geliyor masal. Cumhuriyet’in ilk yılları masalın en heyecan verici bölümlerinden. Ancak masal yavaş yavaş İstanbul’un silüetinin nasıl değiştiğini anlatmaya başladığında canınız da sıkılmaya başlıyor. Sonu mutlu biten bir masal olmadığını anlıyorsunuz okuduğunuzun. Bugün İstanbul tarihi dokusu neredeyse tamamen yok edilmiş, ormanlık alanları, su havzaları yerleşim alanı haline getirilmiş, düzensiz ve çarpık yapılaşmayla yıpranmış, on milyondan fazla insana ev sahipliği yapmaya çalışan yorgun bir megapol. Fazlasıyla yorulmuş ve yoran bir kent. Ama ne olursa olsun aşkla bağlı olduğumuz, vazgeçemediğimiz bir kent aynı zamanda. Bu nedenle “İstanbul Masalı” hem yetişkinlerin hem çocukların okuması gereken bir kitap işte. Hatırlamak, anlamak ve direnebilmek için&#8230; </p>
<p>“Dünyanın en büyük, en güzel, en eski kentlerinden birinde uyanmak, okumak, çalışıp ev geçindirmek, eğlenmek, onun sakini olmak; uzaktan bile olsa tarihsel varlığının bu ülkeye ve dünyaya armağan ettiği değerlerle yaşamak, herkese irili ufaklı sorumluluklar yüklüyor&#8230; İşe dolaşmakla başlamalı. İstanbul’da dolaşmalı ve her köşesine gizlenmiş bir başka masalı dinlemeli,” diyor yazar. Evet, “İstanbul’un yorgun ama bilge sesini dinlemeli”, ona kulak vermeli&#8230;</p>
<p><em>Bu yazı ilk kez ÇEKÜL Vakfı&#8217;nın Kilittaşı dergisinin 4. sayısında yayımlanmıştır.</em> </p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/antipopuler.wordpress.com/477/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/antipopuler.wordpress.com/477/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/antipopuler.wordpress.com/477/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/antipopuler.wordpress.com/477/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/antipopuler.wordpress.com/477/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/antipopuler.wordpress.com/477/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/antipopuler.wordpress.com/477/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/antipopuler.wordpress.com/477/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/antipopuler.wordpress.com/477/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/antipopuler.wordpress.com/477/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/antipopuler.wordpress.com/477/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/antipopuler.wordpress.com/477/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/antipopuler.wordpress.com/477/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/antipopuler.wordpress.com/477/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=antipopuler.wordpress.com&amp;blog=6544367&amp;post=477&amp;subd=antipopuler&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://antipopuler.wordpress.com/2011/09/20/gercek-bir-istanbul-masali/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/3fe75880ac6226f72bcd70b24aa706e9?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">antipopuler</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://antipopuler.files.wordpress.com/2011/08/istanbul-masali.jpg?w=254" medium="image">
			<media:title type="html">ISTANBUL.MASALI</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Balıkların bununla çok ilgisi var!</title>
		<link>http://antipopuler.wordpress.com/2011/09/07/baliklarin-bununla-cok-ilgisi-var/</link>
		<comments>http://antipopuler.wordpress.com/2011/09/07/baliklarin-bununla-cok-ilgisi-var/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 07 Sep 2011 20:20:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>antipopuler</dc:creator>
				<category><![CDATA[çocuk/ilkgençlik kitapları]]></category>
		<category><![CDATA[avi]]></category>
		<category><![CDATA[aykırı yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[balıklar]]></category>
		<category><![CDATA[saçtaki tuz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://antipopuler.wordpress.com/?p=487</guid>
		<description><![CDATA[Bazı şeyler geç keşfedilir hayatta. Bu bazen sizden kaynaklanır bazen de sizin dışınızdadır nedenleri. Avi Türkiye’nin geç keşfettiği yazarlardan. Dolayısıyla biz yetişkinlerin çoğu için Avi geç bir keşif. Tabii yazarı ana dilinden okuma şansına sahip olanlar için söylemiyorum bunu. Ancak çocukluğunu/gençliğini geride bırakmış insanlar yetişkin edebiyatına giriş yaptıklarında çoğunlukla geri dönüş yapmazlar. Belki çocukları olduğunda [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=antipopuler.wordpress.com&amp;blog=6544367&amp;post=487&amp;subd=antipopuler&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bazı şeyler geç keşfedilir hayatta. Bu bazen sizden kaynaklanır bazen de sizin dışınızdadır nedenleri. Avi Türkiye’nin geç keşfettiği yazarlardan. Dolayısıyla biz yetişkinlerin çoğu için Avi geç bir keşif. Tabii yazarı ana dilinden okuma şansına sahip olanlar için söylemiyorum bunu. Ancak çocukluğunu/gençliğini geride bırakmış insanlar yetişkin edebiyatına giriş yaptıklarında çoğunlukla geri dönüş yapmazlar. Belki çocukları olduğunda onlara kitap okuma zevkini tadarken yeni bir sayfa açılır tekrar, ama genelde kısa sürelidir bu süreç. Çocuk okuma yazma öğrendiğinde biter. Oysa yıllar içerisinde bir sürü yeni yazar, bir sürü yeni kitap sadece çocuklar ve gençler tarafından değil, büyükler tarafından da keşfedilmeyi bekliyordur. Çocuk/gençlik yazını büyükler için de hem öğretici hem de çok eğlendiricidir çünkü. Popüler bir yazarsa -JK Rowling gibi- bir şans verir belki büyükler, ama hepsi budur işte!</p>
<p>1934 doğumlu Amerikalı yazar <a href="http://avi-writer.com">Avi</a>, tüm dünyada tanınmasına karşın Türkçeye geç kazandırıldı. Hayy Kitap &#8220;Saçtaki Tuz” adlı tarihi romanıyla ilk kez Avi’yi okuruyla buluşturdu. Şimdi de &#8220;Balıkların Bununla Ne İlgisi Var?&#8221; adlı öyküleriyle devam ediyor buluşma. Aslına bakarsanız öyküler ilk okuma için daha isabetli. Avi’nin en büyük özelliklerinden biri olan her zaman ‘aykırı’ duruşunu sonuna kadar hissedebiliyorsunuz bu öykülerde çünkü. </p>
<p><a href="http://antipopuler.files.wordpress.com/2011/09/avi.jpg"><img src="http://antipopuler.files.wordpress.com/2011/09/avi.jpg?w=208&#038;h=300" alt="" title="avi" width="208" height="300" class="alignleft size-medium wp-image-528" /></a>İkizi kız kardeşinin kendisine taktığı takma adı kullanıyor Avi. Çünkü her zaman, herkes için hep Avi imiş ve yazarlığı seçince de bu değişmemiş. İki büyükbabası da yazar, bir büyükannesi tiyatro yazarı. İkiz kardeşi ve kendisi de yazar olmayı seçmişler sonunda. 70’in üzerinde kitaba imza atmış Avi. Ağırlıklı olarak da gençler için tarihi roman, macera ve fantastik kitaplar yazmış, pek çok ödül almış. “Yazmanın anahtarı okumakta,” diyen yazar hâlâ çok okuyor ve okuyucularına da “etrafınızda neler olduğunu iyi izleyin ve dinleyin. Olan biten her şeyi anlamaya çalışın. Cevapları başkalarından beklemeyin, kendiniz vermeye çalışın,” diyor. </p>
<p>&#8220;Balıkların Bununla Ne İlgisi Var?&#8221;ı okuyunca bu öğütlerin içi doluyor açıkçası. Öykülerde 12-14 yaş arası çocukların gündelik yaşamlarından kesitler var. Sıradan yaşamları, sıradan dertleri olan çocuklar hepsi. Ortak noktaları ise dünyanın ‘sert’ yüzüyle bir şekilde karşılaşmaları. Yaşamın sıradan ama acımasız, hüzünlü ama güçlü anları ve bu durumlarla baş etme yöntemlerini seriyor gözlerimizin önüne yazar. Yaşamdaki hiçbir şeyin kesin olmadığı, her şeyin değişebileceğini anlatıyor. Ve her öykü yüzünüzde bir şamarla bitiyor neredeyse. Bu şamarla kendinize geliyorsunuz. Küçük sorunlarınızı ve dünyanın halini düşünürken/sorgularken buluyorsunuz kendinizi. Özellikle de annenizle, babanızla, öğretmenlerinizle ilişkilerinizi şöyle bir gözden geçiyorsunuz. Belki sizin dünyanız bu kadar ‘sert’ değil, ama hemen yanı başınızda aslında bu dünya ve siz içinde değilmişsiniz gibi yaşasanız da içindesiniz. Öyküleriyle bunu farketmenize ve algılarınızı açmanıza yardımcı oluyor Avi. İyi de yapıyor. Hiçbir şey toz pembe değil çünkü. Oysa annelerimiz, babalarımız bizi korumak adına pembeleştirmeye öyle çabalıyorlarki dünyamızı&#8230; İyi niyetli olsalar da iyi bir şey yapmıyorlar böyle davranarak; yazar çaktırmadan bu durumun da altını çiziyor zaten. </p>
<p>Kitaptaki yedi öykünün içerisinde benim için en vurucu olanı &#8220;Şans Kurabiyesi&#8221; oldu. Anne babası boşanmış olan Parker yaş gününde üçünün başbaşa yemek yemesini istiyor onlardan ve yemek tahmin edebileceğiniz gibi pek ‘eğlenceli’ geçiyor! Anne, Parker’ın bir şeylerin peşinde olduğunu hemen anlıyor ve ona “seni, zaman zaman senden nefret ettiğimi söyleyecek kadar çok seviyorum. İnsanları parmağında oynatıyorsun,” diyebiliyor. Parker da gecenin sonunda annesine “senin için içimde sevgiden daha iyi bir şey var. Ben&#8230; sana güveniyorum,” diyebiliyor ve hatta bir adım daha ileriye gidiyor: “Beni asla incitmezsin. Bu da benim seni incitebileceğim anlamına gelir,” diyor. Kendisini ‘dürüst’ olarak tanımlayan Parker, anne ve babasına göre ‘zalim’. Bana göre ise bu öykü dürüstlük ve zalimlik arasındaki ince çizginin, anne-baba-çocuk olma gerçeğinin çarpıcı bir anlatımı. </p>
<p>Salt bu öyküden alıntıladığım cümleler bile &#8220;Balıkların Bununla Ne İlgisi Var?&#8221;daki ‘sert’ dünya ve yazarın bu dünyayı anlatım dili  hakkında size bir fikir vermiş olmalı. Acıtıcı cümleler. Ama yazılmış, dillendirilmiş olmaları heyecan verici aynı zamanda. Çünkü genel olarak konuşmayı sevmediğimiz, üstünü örtmeyi tercih ettiğimiz konular bunlar ve birilerinin bunları yazıyor olması beni mutlu ediyor açıkçası. İyi ki varsın Avi. </p>
<p>Bu kitabı mutlaka okuyun, sonra da annenize, babanıza ve öğretmenlerinize okutun. Onların sizin için hazırladıkları klasiklerle dolu okuma listelerine siz de çağdaşlarla dolu listelerle karşılık verin. Çocuklar/gençler için yazılan bazı yapıtlar var ki, mutlaka büyüklerin de okuması gerekiyor çünkü. Çocuklarıyla ilişkileri konusunda kendilerine dönüp bakabilmeleri, farkedebilmeleri, hatırlayabilmeleri ve belki de en önemlisi cesaretlenebilmeleri için&#8230; </p>
<p>Hayy Kitap’a da teşekkür ediyor, Avi’nin diğer kitaplarının çevirisini de beklediğimizi iletiyorum buradan&#8230;</p>
<p><a href="http://www.remzi.com.tr/kitapGazetesi.asp?id=3&amp;ay=9&amp;yil=2011&amp;bolum=14">http://www.remzi.com.tr/kitapGazetesi.asp?id=3&amp;ay=9&amp;yil=2011&amp;bolum=14</a></p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/antipopuler.wordpress.com/487/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/antipopuler.wordpress.com/487/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/antipopuler.wordpress.com/487/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/antipopuler.wordpress.com/487/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/antipopuler.wordpress.com/487/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/antipopuler.wordpress.com/487/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/antipopuler.wordpress.com/487/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/antipopuler.wordpress.com/487/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/antipopuler.wordpress.com/487/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/antipopuler.wordpress.com/487/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/antipopuler.wordpress.com/487/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/antipopuler.wordpress.com/487/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/antipopuler.wordpress.com/487/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/antipopuler.wordpress.com/487/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=antipopuler.wordpress.com&amp;blog=6544367&amp;post=487&amp;subd=antipopuler&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://antipopuler.wordpress.com/2011/09/07/baliklarin-bununla-cok-ilgisi-var/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/3fe75880ac6226f72bcd70b24aa706e9?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">antipopuler</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://antipopuler.files.wordpress.com/2011/09/avi.jpg?w=208" medium="image">
			<media:title type="html">avi</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Hikâye ayrıntılarla örülür ama&#8230;</title>
		<link>http://antipopuler.wordpress.com/2011/08/03/hikaye-ayrintilarla-orulur-ama/</link>
		<comments>http://antipopuler.wordpress.com/2011/08/03/hikaye-ayrintilarla-orulur-ama/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 03 Aug 2011 11:31:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>antipopuler</dc:creator>
				<category><![CDATA[çocuk/ilkgençlik kitapları]]></category>
		<category><![CDATA[hanzade servi]]></category>
		<category><![CDATA[hayalet tozu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://antipopuler.wordpress.com/?p=471</guid>
		<description><![CDATA[Dokuz yaşındaki Düşçe, şehre çok da uzak olmayan bir kasabada Korku Tüneli adlı kitabevinin sahibi, aynı zamanda psikolog olan annesi ve korku kitapları yazmaya çalışan babasıyla yaşayan mutlu bir çocuk. Tek arkadaşı, Güney. Annesi ve eski bir Yeşilçam yıldızı olan büyükbabasıyla yaşayan Güney, babası ortadan yok olunca iyiden iyiye yalnızlaşmış, kendi dünyasında yaşamayı seçmiş bir [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=antipopuler.wordpress.com&amp;blog=6544367&amp;post=471&amp;subd=antipopuler&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Dokuz yaşındaki Düşçe, şehre çok da uzak olmayan bir kasabada Korku Tüneli adlı kitabevinin sahibi, aynı zamanda psikolog olan annesi ve korku kitapları yazmaya çalışan babasıyla yaşayan mutlu bir çocuk. Tek arkadaşı, Güney. Annesi ve eski bir Yeşilçam yıldızı olan büyükbabasıyla yaşayan Güney, babası ortadan yok olunca iyiden iyiye yalnızlaşmış, kendi dünyasında yaşamayı seçmiş bir çocuk. Gerçi Düşçe’yi seviyor ve onunla dost olmaktan mutlu. Yine de birbirlerinin evlerine gidip gelmek falan pek onun tarzı değil. Düşçe de tek arkadaşının Güney olmasından mennun. Ama daha sonra karşı apartmanlarına genç bir çift taşınıyor. Bir süre sonra da bu çiftin bir kızları olduğunu fark ediyor Düşçe. İsmi Arzu. Düşçe onunla arkadaş oluyor. Arzu’nun anne babası biraz mutsuz görünüyor ve tuhaf davranıyorlar. Bu nedenle Düşçe onlara Asıksuratlar adını takıyor. Sonra öğreniyor ki, Arzu lösemi hastası ve hastalığı ilerliyor. Düşçe Arzu’nun iyileşeceğine olan inancını yitirmiyor ve her gün onunla sokakta oynuyor. Gel gör ki onun da evine gidemiyor. Derken başlarda bu arkadaşlığa itirazları olmayan anne ve babası, Arzu’nun ailesiyle görüştükten sonra huzursuzlanıyorlar. Mutlu ve sakin ebeveynler endişeli bir ruh hali sergilemeye, gizemli davranışlarda bulunmaya başlıyorlar. Sonunda yaz tatili için Düşçe’yi daha önce hiç görmediği büyükanne ve büyükbabasının çiftliğine göndermeye karar veriyorlar. Düşçe tüm itirazlarına karşın bütün yazı çiftlikte geçirmek üzere Arzu ve Güney’i arkasında bırakıp yola çıkıyor&#8230; </p>
<p><a href="http://antipopuler.files.wordpress.com/2011/08/hayalet-tozu.jpg"><img src="http://antipopuler.files.wordpress.com/2011/08/hayalet-tozu.jpg?w=207&#038;h=300" alt="" title="Hayalet-Tozu" width="207" height="300" class="alignleft size-medium wp-image-472" /></a>Hanzade Servi’nin “Hayalet Tozu”nu özetlemek zor. En ana hatlarıyla anlatmaya çalıştım, ama hikâye bu değil aslında. Bu görünen yüzü, oysa bir de görünmeyen gizemli yanı var ve pek çok önemli karakteri: Bayan Tozlusüslü, Bulut Bey, Güney’in büyükbabası Güneş Karahan, Korku Tüneli’nde annesinin ortağı olan Peri, Asıksuratlar ve Orçun, Işık, Toprak, Boğaç Boğkıraç&#8230; Hepsi sırlarla dolu ve Düşçe bu sırları çözmeye çalıştıkça yenileriyle karşılaşıyor. Neyse ki sonunda parçalar yerli yerine oturuyor, gizem çözülüyor. Kitap sanki iki bölümden oluşuyor; Düşçe çiftliğe gitmeden önce ve gittikten sonra. Gidene kadar yazbozun parçalarını görüyor ve anlamaya çalışıyorsunuz. Gittikten sonra parçalar tek tek yerlerini buluyor ve yapboz tamamlanıyor. Ancak özellikle çiftlikten öncesi bölümde, yazar gizemi yoğunlaştırmaya çalışırken biraz dağılmış; bir türlü sadede gelemiyor ve öyküden bağımsız ayrıntılarla sıkmaya başlıyor. Oysa bir korku tünelinin içinde olsanız da, zaman zaman ürperseniz de tuhaf bir şekilde kendinizi ‘mutlu’ hissettiğiniz, kesinlikle iyi bir hikâye anlatıyor bir yandan!</p>
<p>Genç bir mizah yazarı aslında Hanzade Servi. “Hayalet Tozu”nda ise bir çeşit korku hikâyesi yazmış. Bir çeşit diyorum çünkü alıştığımız şekilde karanlık bir korku/gerilim hikâyesi değil bu. Çok sıcak, sanki normalmiş gibi bir hikâye. Yaşamın bize hazırladığı tatlı ve tatsız sürprizlere karşın oldukça pozitif. Çünkü Düşçe öyle bir çocuk; mucize gibi! Ancak bu merak uyandıran hikâyeyi anlatırken seçtiği mizahi dil, aslında kasvetli sayılabilecek bir öyküyü aynı zamanda eğlenceli kıldığı ve anlatımı zenginleştirdiği kadar, doz aşımı nedeniyle fazlasıyla da yavaşlatıyor. </p>
<p>Bir arkadaşım var, uzun yıllardır tanıyorum. Çok dost canlısı ve esprilidir kendisi. Hatta en önemli meziyetlerinden biridir sürekli espri yapması, insanları güldürmesi. Mizah kolay bir iş değil, zekâ gerektirir. Bu arkadaşım da fazlasıyla zeki, yaratıcı ve eğlencelidir. Ancak sürekli benzer esprileri duymak bir süre sonra çok sıkıcı ve hatta yorucu oluyor. “Hayalet Tozu”nu okurken sürekli bu arkadaşımı anımsadım işte. Çünkü belli ki Hanzade Servi’nin de tarzı bu. İnce düşünülmüş, zeki esprilere kimsenin bir itirazı olamaz, ancak bir süre sonra otomatiğe bağlanmış bir şekilde aynı esprinin çeşitlemelerini okumaya başladığınızda işin rengi değişiyor. Korku romanı yazmaya çalışan babanın, Düşçe’nin ya da annenin her sözünden absürd fikirler üretmesi ilk okuduğunuzda hoşunuza gidiyor, ama Düşçe çiftliğe gidene kadar -ki bu kitabı yarılamak demek- çeşitlenen bu fikirler üçüncü, dördüncü seferden sonra can sıkıcı olmaya başlıyor. </p>
<p>Anlatımı yavaşlatan bir diğer öğe yazarın satır aralarında sürekli bilgi verme ihtiyacı duymuş olması. Rolling Stones dinlenen bir evden söz ederken Rolling Stones hakkında -hangi yıl kurulmuş olduğuna kadar- bilgi vermesi ya da Yeşilçam sinemasından söz ederken o yıllara gidip bir dolu oyuncuyu anması gibi. Üstelik illa yararlı bilgiler olması da gerekmiyor bu dipnotların; Düşçe’nin bir arkadaşının yaptığı bir şeyi anımsadığında hemen bu arkadaş ve yaşadığı olay hakkında da detaylı şekilde bilgilendiriliyorsunuz. Bütün bu tekrarlayan espriler, bilgiler, benzetmeler bizi asıl meseleden uzaklaştırıyor ne yazık ki.</p>
<p>Hanzade Servi belli ki ayrıntıları seviyor. Karakteri bunca bol bir kitapta, ayrıntılar tüm bu karakterleri ve hikâyeyi beslediği ölçüde anlam kazanır. “Hayalet Tozu”nda ise öyküden bağımsız ayrıntılar akıcılığı zorluyor. Kısacası biraz daha inceltilse gayet iyi bir ilk roman olurmuş aslında “Hayalet Tozu”. Soru işaretlere yer bırakmayan, yaratıcı ve hoş bir hikâye kurmuş çünkü, ama ilk romanın heyecanıyla diyelim, hikâyeyi anlatırken keyifli bir okumanın dengelerinden biraz şaşmış. (Yayınevinin, editörün rolü de burada devreye girmiyor mu aslında; bu dengeleri sağlamakta, bu tarz inceltmelerde?)  </p>
<p><a href="http://remzi.com.tr/kitapGazetesi.asp?id=3&amp;ay=8&amp;yil=2011&amp;bolum=14">http://remzi.com.tr/kitapGazetesi.asp?id=3&amp;ay=8&amp;yil=2011&amp;bolum=14</a></p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/antipopuler.wordpress.com/471/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/antipopuler.wordpress.com/471/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/antipopuler.wordpress.com/471/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/antipopuler.wordpress.com/471/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/antipopuler.wordpress.com/471/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/antipopuler.wordpress.com/471/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/antipopuler.wordpress.com/471/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/antipopuler.wordpress.com/471/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/antipopuler.wordpress.com/471/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/antipopuler.wordpress.com/471/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/antipopuler.wordpress.com/471/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/antipopuler.wordpress.com/471/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/antipopuler.wordpress.com/471/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/antipopuler.wordpress.com/471/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=antipopuler.wordpress.com&amp;blog=6544367&amp;post=471&amp;subd=antipopuler&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://antipopuler.wordpress.com/2011/08/03/hikaye-ayrintilarla-orulur-ama/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/3fe75880ac6226f72bcd70b24aa706e9?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">antipopuler</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://antipopuler.files.wordpress.com/2011/08/hayalet-tozu.jpg?w=207" medium="image">
			<media:title type="html">Hayalet-Tozu</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Hiçbir şey göründüğü gibi değil&#8230;</title>
		<link>http://antipopuler.wordpress.com/2011/07/07/hicbir-sey-gorundugu-gibi-degil/</link>
		<comments>http://antipopuler.wordpress.com/2011/07/07/hicbir-sey-gorundugu-gibi-degil/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 07 Jul 2011 19:31:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>antipopuler</dc:creator>
				<category><![CDATA[çocuk/ilkgençlik kitapları]]></category>
		<category><![CDATA[aslı der]]></category>
		<category><![CDATA[fantastik hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[kayıp rüyacı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://antipopuler.wordpress.com/?p=463</guid>
		<description><![CDATA[Aslı Der’in yazınıyla tanışmam çoğu kişi gibi Şeroks ile oldu. Küçük Cadı Şeroks o kadar sevdirdi ki kendini, maceraları ikinci kitapta da -Büyük Tuzak- sürdü. Ben en son, bu iki kitap arasına giren Maji’nin serüvenleri Tehlikeye 3 Yolculuk&#8217;u okudum. Her üç kitapta da fantastik maceralar söz konusuydu; eğlenceliydi. Tıpkı Aslı Der’in kendisi gibi çocuksu bir [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=antipopuler.wordpress.com&amp;blog=6544367&amp;post=463&amp;subd=antipopuler&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Aslı Der’in yazınıyla tanışmam çoğu kişi gibi Şeroks ile oldu. Küçük Cadı Şeroks o kadar sevdirdi ki kendini, maceraları ikinci kitapta da -Büyük Tuzak- sürdü. Ben en son, bu iki kitap arasına giren Maji’nin serüvenleri Tehlikeye 3 Yolculuk&#8217;u okudum. Her üç kitapta da fantastik maceralar söz konusuydu; eğlenceliydi. Tıpkı Aslı Der’in kendisi gibi çocuksu bir dinamizmi, tatlı bir dili vardı bu kitapların. İlkokul çağı kitapkurtlarının favorisi oldular rahatlıkla. Sonra uzun bir ara oldu. Derken bekleyiş sona erdi, Aslı Der’in yine Günışığı Kitaplığı’ndan çıkan dördüncü kitabı Kayıp Rüyacı çıktı. Hiç zaman kaybetmeden okudum kitabı. Baktım ki bu kez kahramanlar büyümüş ve daha da cesaret isteyen bir maceraya yelken açmış&#8230;</p>
<p><a href="http://antipopuler.files.wordpress.com/2011/07/kayip-ruyaci.jpg"><img src="http://antipopuler.files.wordpress.com/2011/07/kayip-ruyaci.jpg?w=199&#038;h=300" alt="" title="KAYIP RUYACI" width="199" height="300" class="alignleft size-medium wp-image-468" /></a>Hayaller Ülkesi’nde pek çok insanın özel bir yeteği vardır. Bu ülkede, Fısıldayan Ağaçlar Kenti’nde yaşayan ve bir &#8216;rüyacı&#8217; olarak eğitilen Kalse, bir gece herkesin korktuğu, kötücül Rüyabozan tarafından kaçırılır. Rüyaları, yani hayalleri ve geleceği değiştirebilme yeteneği olan Kalse’yi ikna ederek Hayaller Ülkesi’ni yönetmektir Rüyabozan’ın niyeti. Boşvermişlerin lideri Nefarkeder de onun bu amacını gerçekleştirmesi için destekler. Sabah yeni bir güne uyandıklarında Kalse’nin olmadığını farkeden anne ve babası çok geçmeden kızlarının duvara yazdığı, ama sonunu getiremediği “kaçırı&#8230;” yazısından onun kaçırıldığını anlayıp, kentin ileri gelenlerini ve bilgeleri evlerine çağırırlar. Sabah yakın arkadaşları Tulma, Pallom, Siptor ve Ledna ile buluşması gereken saatte gelmeyince, dört arkadaş da Kalse’nin evinin yolunu tutar ve karşılaştıkları gerçek onları büyüklerden farklı bir plan yaparak arkadaşlarının izini sürmeye zorlar. </p>
<p>İşte bu iz sürmenin hikâyesi Kayıp Rüyacı. Kent kent, kasaba kasaba Kalse’nin bıraktığı ipuçlarının da yardımıyla hep bir adım geride nefes nefese bir takip. Pallom’un çok uzakları da rahatlıkla görebilmesi, Siptor’un düşünce okuyabilmesi, Ledna’nın en uzaktaki sesleri ya da fısıltıları duyabilmesi ve Tulma’nın zekâsı çok işe yarasa da yol boyunca onları yavaşlatacak türlü engellerle dolu fantastik bir hikâye.  </p>
<p>Rüyabozan’ın korku saldığı kentlerle karşılaştıkça kendi korkuları da artan bu dört kafadar yine de cesaretlerini kaybetmeyip amaçlarından vazgeçmiyorlar. Evlerinden uzaklaştıkça hem kendilerinin daha önce farkına varamadıkları yönlerini hem de birbirlerinin yeni özelliklerini keşfediyorlar. Öte yandan Kalse de arkadaşlarının onu kurtarmak için peşlerinde olduğunu bildiği ve onlara güvendiği için Rüyabozan’a sonuna kadar direnebiliyor. Tüm bunlar birbirlerine karşı daha anlayışlı olmaları ve bir arada olmanın, dostluğun değerini öğretiyor onlara. </p>
<p>Olaylar akıp giderken Aslı Der’in bir başka yönüyle de karşı karşıya kalıyoruz; felsefeci kimliğini sonuna kadar kullanıyor bu kitapta yazar. Nefis bir hayal gücüyle sarmallanmış bu sürükleyici hikâyeyi anlatırken, okuyanı başka diyarlara götürürken, insanların -belki de kendimizin- zaaflarıyla yüzleştiriyor bizi. Ve uzaktan herkesin özendiği bir takım durumların aslında göründüğü gibi olmadığını vurguluyor bir taraftan&#8230; </p>
<p>Fırsatlar Kasabası’nda hayranlarla çevrili ünlü biri olmak çok kolay. Parlayan Kent’te değersiz, eski püskü, sıradan hiçbir şeye yer yok. İş çok, para çok; her şey mükemmel! Herkesin özeneceği bir zenginlik, herkesin ulaşmak isteyeceği şöhret, para, pul var bu kentlerde. &#8216;Değerli&#8217; olan bu. Ve ne kadar &#8216;ulvi&#8217; bir amacınız olursa olsun bu &#8216;değerler&#8217; göz boyayıcı. Tulma, Pallom, Siptor ve Ledna da farklı kentlerde yol alırken insani zaafları onları yollarından alıkoyabiliyor. Kim istemez ki zenginlik içinde ve şan şöhretle yaşamayı? Herkesin beğenisini kazanmayı? Ya da kim ister ki mi demeliydim!?</p>
<p>Felsefeci kimliği burada giriyor zaten devreye yazarın. Bize buna benzer soruları sordurtuyor çünkü. Kendinize dönüp, bu durumda ben ne yapardım diye soruyorsunuz ya da hayatta her durumu farklı açılardan görebilmenin zenginliğini farkediyorsunuz. Bunu gündelik yaşamınızda bu pratikte yapamıyorsunuz belki, ama aslında yapabileceğinizi fısıldıyor kulağınıza yazar. Gündelik yaşamlarımızın hep içinde olan güzellik, arkadaşlık, kıskançlık, mükemmellik, yalan, para gibi kavramları yeniden düşünmemizi sağlıyor. </p>
<p>Bütün bu kentlerde karşımıza çıkan ilginç insanları, mekânları isimlendirirken zaman zaman basit ama akıllıca kelime oyunlarına başvuruyor yazar. Bu kelime oyunları esprili olduğu kadar, okuduğumuz fantastik kurguyu gündelik yaşamımıza yakınlaştırarak doğal bir bağ da kuruyor arada. Aynı şekilde bu felsefi sorgulamalar da öyle. Anlatımı zenginleştiren tüm bu öğelerle çok kolay akıyor metin. Bu garip yolculuğun içine alıyor rahatlıkla okuyanı ve bir bakıyorsunuz sona gelmişsiniz bile. </p>
<p>Ancak sonunda kötücül Rüyabozan’ın beni biraz hayalkırıklığına uğrattığını söylemeden edemeyeceğim -sanki olması gerektiği kadar kötü değildi. Aynı şekilde bilgelerin de azıcık şaşırttığını -sanki onlar da olmaları gerektiği kadar bilge değillerdi! Ne diyeyim; insanlık hali mi?.. </p>
<p>Son olarak; kitabın içine gizlenmiş meraklı baykuşa dikkat edin diyorum. “Huzurlu sessizliğin içinde her zaman karanlık ve ürkütücü gölgelerin dolaşabileceğini, rüyalar kadar kâbusların da var olduğunu çok iyi biliyor” çünkü o. </p>
<p><a href="http://www.remzi.com.tr/kitapGazetesi.asp?id=3&amp;ay=7&amp;yil=2011&amp;bolum=14">http://www.remzi.com.tr/kitapGazetesi.asp?id=3&amp;ay=7&amp;yil=2011&amp;bolum=14</a></p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/antipopuler.wordpress.com/463/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/antipopuler.wordpress.com/463/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/antipopuler.wordpress.com/463/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/antipopuler.wordpress.com/463/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/antipopuler.wordpress.com/463/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/antipopuler.wordpress.com/463/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/antipopuler.wordpress.com/463/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/antipopuler.wordpress.com/463/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/antipopuler.wordpress.com/463/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/antipopuler.wordpress.com/463/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/antipopuler.wordpress.com/463/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/antipopuler.wordpress.com/463/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/antipopuler.wordpress.com/463/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/antipopuler.wordpress.com/463/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=antipopuler.wordpress.com&amp;blog=6544367&amp;post=463&amp;subd=antipopuler&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://antipopuler.wordpress.com/2011/07/07/hicbir-sey-gorundugu-gibi-degil/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/3fe75880ac6226f72bcd70b24aa706e9?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">antipopuler</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://antipopuler.files.wordpress.com/2011/07/kayip-ruyaci.jpg?w=199" medium="image">
			<media:title type="html">KAYIP RUYACI</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Yaşadığımız dünyaya karşı sorumlu hissetmek&#8230;</title>
		<link>http://antipopuler.wordpress.com/2011/06/03/yasadigimiz-dunyaya-karsi-sorumlu-hissetmek/</link>
		<comments>http://antipopuler.wordpress.com/2011/06/03/yasadigimiz-dunyaya-karsi-sorumlu-hissetmek/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 03 Jun 2011 20:48:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>antipopuler</dc:creator>
				<category><![CDATA[çocuklu olmak]]></category>
		<category><![CDATA[çevre günü]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk ve ekoloji]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://antipopuler.wordpress.com/?p=456</guid>
		<description><![CDATA[Tanımlamaları sevmiyorum; ekolojist, humanist, feminist, şu bu&#8230; Bunların hepsi olabilirsiniz ya da birkaçı ya da hiçbiri. Bir önemi yok. İnandığınız bazı değerler vardır ve aslında ona göre hareket edersiniz. Önemli olan içselleştirebildiğiniz bu değerleri yaşamınıza, kendinize doğal olarak katmanız. Bu tanımlamaları bilerek, salt ideolojilere inanarak yapmıyorsunuz ki her şeyi. En azından benim için öyle, o [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=antipopuler.wordpress.com&amp;blog=6544367&amp;post=456&amp;subd=antipopuler&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Tanımlamaları sevmiyorum; ekolojist, humanist, feminist, şu bu&#8230; Bunların hepsi olabilirsiniz ya da birkaçı ya da hiçbiri. Bir önemi yok. İnandığınız bazı değerler vardır ve aslında ona göre hareket edersiniz. Önemli olan içselleştirebildiğiniz bu değerleri yaşamınıza, kendinize doğal olarak katmanız. Bu tanımlamaları bilerek, salt ideolojilere inanarak yapmıyorsunuz ki her şeyi. En azından benim için öyle, o nedenle sevmiyorum “çevreci” olmayı da. Bir şey olmak zorunda olduğum için değil, doğru olduğuna inandığım için öyle yaşıyorum çünkü. </p>
<p>Yaşam biçiminiz, en azından kendi değerlerini  bulana kadar çocuğunuzun da yaşam biçimi oluyor doğal olarak. Ve yaptığınız her şey onun ileride kendi yaşamını biçimlendirirken yapacaklarının tohumlarını atıyor. Bunu bilerek çocuk yetiştiriyoruz hepimiz. Bu nedenle daha dikkatliyiz adımlarımızı atarken. Ama yaşamınıza dair çok temel şeyleri sorgulamazsınız yine de çocuk yetiştirirken, o kadar doğalınızdır sizin. Evdeki düzen bunlardan biridir. </p>
<p><a href="http://antipopuler.files.wordpress.com/2011/06/img_5495.jpg"><img src="http://antipopuler.files.wordpress.com/2011/06/img_5495-e1307134053870.jpg?w=225&#038;h=300" alt="" title="IMG_5495" width="225" height="300" class="alignleft size-medium wp-image-457" /></a>Bizim evdeki değişmez düzenlerden biri de atıkları toplamak. Mutfakta plastik ve şişeleri ayırdığımız bir kutumuz var. Arka balkonumuzda da kağıtları topluyoruz. Belediye bir yıldır bunları evimizden gelip alıyor, çok şanslıyız. Ama ben kendimi bildim bileli ayırıyorum bu atıkları. Kağıtları kapıdan geçen eskicilere veriyor -niyeyse artık yok oldular- diğerlerini de ayrı torbalara koyup çöp koyternırlarının yanına bırakıyordum. Çünkü biliyordum ki en süper çevreci ‘çingeneler’ onları gerektiği gibi değerlendirecek. Oğlum bu düzenin içine doğdu ve doğal olarak öğrendi. Dolayısıyla onun için olması gereken bu oldu. Çoğu evde böyle bir düzen olmadığı için eve gelenler olur da ‘çöp’ diye bizim ayırdığımız bir şeyi atmaya kalkışırsa hemen düzeltiyor bu durumu.  </p>
<p>Tabii bir de ayırmadan önceki işlem var yaşamımızda; almamak! Bu bir karar, yine yıllar önce verilmiş; pet şişe girmiyor eve örneğin. Plastik ambalajlı şeylerin cam alternatifleri varsa daha pahalı da olsa onlar alınıyor. Ambalajlı üründen kaçış yok artık, ama bunu da minimize etmeye çalışıyoruz. Değişmez alışkanlıklardan biri de çantamızda hep bez torba ya da file olması. Sağlıklı ve doğal olduğunu bildiğimiz ürünleri alabileceğimiz daha küçük yerlerden alışveriş ediyoruz. Markete zorunlu olmadıkça girmiyor, aldığımız her şeyin içeriğini yani etiketini okuyoruz. Oğlum alışverişi seviyor ve tüm çocuklar gibi her gördüğünü istiyor, ama benim çok net hayırlarım var. Eve hiç girmeyenlerimiz var bizim; cips, şeker, jelibon, sosis, salam gibi&#8230; Mevsimi olmayan meyve sebzeyi tüketmemek gibi&#8230; Hiçbir ürünü ‘yenmeyecek’ grubuna sokmadan, makul açıklamalarla neden az tüketmemiz gerektiğini ya da neden tercih etmediğimizi açıklamaya çalışıyorum oğluma. Çok da anlayışlı bu konuda.</p>
<p>Doğayı sevdiğim, ağaçlarla, çiçeklerle ilgilendiğim için ona da anlatıyorum bunları ve evet, sonra bir bakıyorum çoğu çocuk farkında bile değilken oğlum pek çok ağacı tanıyabiliyor. Tohum ekmeyi, çiçek sulamayı, yapraklarını temizlemeyi, balkonda maydanoz, dereotu bulundurmayı, hatta domates, mısır yetiştirmeyi normal sayıyor. Budama denen işlemin aslında ağaçları kesmek olduğunu farkedebiliyor ve buna üzülüyor. Baharda bahçelerin havalandırıldığını görüp mutlu oluyor. Yediği meyvelerin çekirdeklerini saklıyor ve onları dikmek için uygun ortamlar düşünüyor. Denize girdiğinde yüzeyde gördüğü naylonlar, petler onun üzülmesine neden olabiliyor ve bunları toplamaya başlıyor. Çok minikti 3,5-4 falandı sanırım, Tavşan Adası’nda çöplerin dolup denize doğru taştığını görünce gerçekten telaşlanmıştı kirlilik nedeniyle. Çok şaşırmış ve hepsini toplama derdine düşmüştü. Daha da küçükken parkta oyun oynadığı alandaki izmaritleri oyuncak küreğiyle toplamaya başlamıştı. Ben bile şaşırmıştım bu eylemine. İşe yaramıştı ama, en azından o anda orada olan ve izmaritlerini gayet rahat çocuklarının oyun alanına atan ebeveynleri utandırmıştı çünkü. </p>
<p>Benim için düşünmeden yaptığım, son derece olağan şeyler bunlar. Dolayısıyla artık oğlum için de öyle. O nedenle arkadaşım Parents dergisinde çevre haftası nedeniyle hazırlayacakları özel dosya için yaptıklarımızı anlatmamı isteyince tuhaf hissettim. Çünkü o zaman ‘sıradışı’ bir şey yapıyormuşum izlenimine kapıldım. Oysa oğluma bunları öğretmek gibi özel bir çabam yok. Biz böyle yaşıyoruz ve o da bunu görüyor. Ormanda yürüyüş yapıp bize sunduğu meyveleri toplarken, fidan ya da tohum ekerken, Marmara Denizi’nin sadece kıyısında yürüyüp Ege Denizi’nin içine dalarken, “nükleere hayır” ya da “küresel ısınmayı durdurun” derken o da yanımda olduğu için bunları içselleştirebiliyor. Tüm bunlar biraz ‘sıradışı’ ya da ‘alternatif’ geliyorsa başka kulaklara, eh n’apalım biraz daha ‘sorgulayacak’ bir birey yetişiyor o halde&#8230; </p>
<p>Bir de Kuzgun’dan yanıtlamasını istediği sorular vardı arkadaşımın, ki benim için bu soruların yanıtları tüm bu anlattıklarımdan çok daha önemli&#8230;  </p>
<p><strong>- Çevrede en çok ne sana rahatsızlık veriyor?<br />
Pislik beni rahatsız ediyor. Şehrin temiz olmasını istiyorum.<br />
- Nasıl bir ortamda yaşamak istersin, bunun için sen ne yapabilirsin?<br />
Temiz ve ağaçlarla dolu bir yerde yaşamak isterim. Bunun için her yere ağaç dikebilirim.<br />
- Daha yeşil bir dünya için ne yapmak gerekiyor?<br />
Koca bir su topağı yapmak gerekiyor. Serinlemek, susuz kalmamak için. </strong></p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/antipopuler.wordpress.com/456/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/antipopuler.wordpress.com/456/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/antipopuler.wordpress.com/456/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/antipopuler.wordpress.com/456/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/antipopuler.wordpress.com/456/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/antipopuler.wordpress.com/456/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/antipopuler.wordpress.com/456/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/antipopuler.wordpress.com/456/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/antipopuler.wordpress.com/456/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/antipopuler.wordpress.com/456/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/antipopuler.wordpress.com/456/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/antipopuler.wordpress.com/456/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/antipopuler.wordpress.com/456/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/antipopuler.wordpress.com/456/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=antipopuler.wordpress.com&amp;blog=6544367&amp;post=456&amp;subd=antipopuler&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://antipopuler.wordpress.com/2011/06/03/yasadigimiz-dunyaya-karsi-sorumlu-hissetmek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/3fe75880ac6226f72bcd70b24aa706e9?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">antipopuler</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://antipopuler.files.wordpress.com/2011/06/img_5495-e1307134053870.jpg?w=225" medium="image">
			<media:title type="html">IMG_5495</media:title>
		</media:content>
	</item>
	</channel>
</rss>
