Yazı kategorisi: çocuk/gençlik edebiyatı, çocuklu olmak

Uzak bir gelecek mi gerçekten?

Korkuyorum. Eskiden severdim bilim kurguları. Ulaşılmaz, müthiş bir hayal ürünüydü bilim kurgular benim için. Şimdiyse hepsi çok yakın, çok olabilirmiş gibi geliyor ve korkuyorum.

EVRENDEKI.SON_.KAYIT_Küresel ısınma gerçeğini alenen yaşamaya başlamışken, savaşlar, afetler bu kadar artmışken, yanı başımızdayken, masumiyetten, güzel, güvenli, huzurlu günlerden söz etmek çok büyük bir kandırmaca gibi geliyor bana. Büyüdük artık, yaşlanma sürecine girdik belki de ama ya çocuklarımız… Onları büyütürken dünyanın güzelliklerinden söz ediyoruz. Oysa dünyanın iyiye gitmeyen halinin hesabını nasıl verebileceğimizi hiç ama hiç bilmiyorum. Koskocaman yalanlar söylüyormuşuz gibi geliyor çocuklarımıza. Sonra biraz büyüdüklerinde, gerçeklerin bu kadar masalsı, güzel olmadığını anlamaya başladıklarında, “sorumluları biziz” demek yeterli olacak mı? Neden onlara bilim kurgu romanlarındaki, filmlerindeki gibi çorak, vahşi, sıkıntılı, güvensiz bir dünya bırakmak zorundayız? Neden bilim kurgular eskisi gibi heyecan verici hayal ürünleri değil sadece? Ne zaman ayacağız çocuklarımıza karşı, kendimize, dünyamıza karşı sorumluluklarımızı en ivedi şekilde yerine getirmek için fazla vaktimiz kalmadığına?

Mad Max gibi yaşamak istemiyorum ben. Bir gıdım su için insanların birbirini kırıp geçirdiği, pislik, hastalık içinde, yeşilsiz, mavisiz, havasız bir dünya istemiyorum.

Rodman Philbrick Evrendeki Son Kayıt’ta böyle bir dünya kurgulamış ama. Okurken, hiç de uzak şeylermiş gibi gelmiyor. Hatta çok mümkün, o kadar yakınmış parçalanmış, dağılmış bir dünya gibi geliyor.

Klişe bir hikayeden yola çıkmış aslında Rodman Philbrick. Çok çok büyük bir sarsıntı (deprem) oluyor ve dünyada artık hiçbir şey eskisi gibi olamıyor. Çünkü bütün uygarlık çöküyor. Hastalıklar, yoksunluklar, açlık, insanlar arasında kavgalar, çekişmeler başlıyor. Sonra genetik bilimciler kusursuz insanı yaratmaya uğraşıyorlar ve bunu başarınca da kendilerini sıradan insanlardan soyutlayıp sadece ‘gelişiklerin’ yaşayabildikleri, şimdiki mavi-yeşil dünyamızın aynısı Eden’de yaşamaya başlıyorlar. Sıradanlara ise dünyadan geriye kalan çöplük, Yerleş’te yaşamaya çalışmak düşüyor.

Kitabın kahramanı Spaz da Yerleş’te yaşamaya çalışanlardan. Beyinlerini sanal eğlence aracı ‘burgu’ ile harcayan kitlenin arasında, ama sara hastalığı olduğu için burgusuz, yani onlardan olamadan yaşıyor. Bölgenin racon kesenleri Zımbacıların lideri kolluyor onu, karşılığında da bazı işleri halletmesini istiyor. Zaten hiçbir şeyi olmayan insanları soymak da bu işlerden biri. Soygunlardan birinde ‘dişidökük’ Yhazan çıkıyor karşısına. Tuhaf, bilge bir yaşlı adam. Kafayı bir kitap yazmakla, geçmişten kalanları kayda almakla bozmuş bu adam bir şekilde Spaz’ın yaşamına giriyor. Bir de onu ararken karşısına çıkan konuşmayı bilmeyen Küçük Surat. Spaz, yanından ayrılmak zorunda bırakıldığı kız kardeşi Bean’in çok hasta olduğunu öğrenince onun yanına gitmeye karar veriyor ve üçünün yolları bu zorlu yolculukta birleşiyor. Sonra aralarına gelişik kız Lanaya da katılıyor ve macera iyiden iyiye çetrefilleşiyor.

Yazarın büyüklere yönelik yazdığı başarılı dedektiflik ve bilimkurgu kitaplarından sonra gençler için kaleme aldığı ilk kitabı Freak The Mighty o kadar tutulmuş ki, The Mighty (bizde İyilik Meleği olarak vizyona girmişti) adıyla, Sharon Stone’un başrolünde yer aldığı filmi bile çekilmiş. Evrendeki Son Kayıt 2000’de kaleme aldığı bol ödüllü bir gençlik romanı. Kitapta çok hoş ve zekice üretilmiş yeni tanımlamalar ve sözcüklerle yaratıcı ve eğlenceli bir dil yakalamış yazar. Hikayenin çıkış noktası her ne kadar klişe olsa da bu farklı, ilginç dil ile ve akılcı, gerçekçi olay örgüsüyle çok güçlü bir etki bırakıyor okuyanda. Belleğinizde müthiş bir görsel imgelem yarattığını da söylemeden edemeyeceğim. Kitabı okurken, hep bir film izliyormuş hissiyatındaydım aynı zamanda ve gerçekten de iyi kotarılırsa ses getirecek bir film çıkar bu kitaptan.

Ancak yazıya başlarken sözünü ettiğim tuhaf ruh halini de yaşıyordum bir yandan. Hem elimden bırakamıyor, ne olacağını merak ediyor hem de o dünyanın içinde olma hissiyatı beni çok yoruyordu. Romanın bıraktığı bu güçlü etki, şu an yaşadığımız dünya ile bu bilim kurgu dünyası arasındaki farkların gitgide kapandığı duygusunu yaratıyordu bende. Arayı açmanın elimizde olduğunu çaktırmadan kafamıza vurması umut olduğunu gösterse de hala ödüm patlıyor…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s