Yazı kategorisi: çocuk/gençlik edebiyatı, çocuklu olmak

Kumkurdu; en iyi arkadaş

Zackarina ve Kumkurdu. İki iyi dost. Her şeyi bilen Kumkurdu ile öğrenmeye meraklı, yaşamı kavramaya çalışan Zacharina.

Güzel bir çocuk Zacharina, doğayı, özellikle de denizi çok seviyor. Kent dışında, deniz kenarında bir evde, anne ve babasıyla sakin bir yaşamı var. Yine de zaman zaman anne ve babasına kızıyor; tüm çocuklar gibi. O büyüklerin dünyasını anlamaya, anne-babası ise onu anlamaya çalışıyor. Bunu her zaman başarabiliyorlar mı? Hayır.

Sonra bir gün sahilde yine babasına kızmış, kendi başına oyun oynarken -daha doğrusu babasına tuzak hazırlarken- Kumkurdu ile karşılaşıyor Zacharina. İlk önce temkinli yaklaşıyorlar birbirlerine, yavaş yavaş ısınıyorlar sonra ve her geçen gün daha iyi arkadaş oluyorlar. Zacharina kafasını karıştıran, anlamakta zorlandığı her şey için ya da sinirleri bozulduğu zamanlarda Kumkurdu’na sığınıyor. Kumkurdu da her zaman onun derdine deva olmayı başarıyor. Her zamanki soğukkanlı ve işbilir tavrıyla Zacharina’nın sorularına/sorunlarına çözüm bulabiliyor. İşte bu özelliğiyle çoğu zaman Zacharina’nın anne-babasını anlamasına da yardımcı oluyor ve dolaylı olarak onların da Zacharina’yı anlamalarına.

zacharinaDünya var olduğundan beri var sanki Kumkurdu. Bir ormanın içinde, bir de sahilde iki ayrı evi var. Güneş ışığında altın gibi parlayan tüyleri, uzun, sivri kulakları ve muhteşem güzel kuyruğuyla nev-i şahsına münhasır bir kurt. Enteresan arkadaşları var; Zacharina’nın anneannesinin anneannesi gibi, ya da fareyi anımsatan Kuyrukluyıldız gibi, melekler gibi. Hem çok bilge hem çok yaşlı hem de çok oyuncu, çok çocuk. Günışığını da geceyi/karanlığı da seven gizemli bir kişilik. Zacharina’nın anne-babasına hiç yanaşmıyor, onlara görünmüyor -gerçi ilk karşılaşmalarında hızla babasına doğru yanaşmış, baba da ‘bir kurt muydu o?’ diye sormuştu ama her şey o kadar hızlı gelişmişti ki, ne olduğunu anlayamamıştık. Öte yandan yanında olmasını istediği her an Zacharina’nın yanında. Zacharina için gerçekten çok iyi bir yol gösterici, güvenilir bir arkadaş. Hayali ve eğlenceli ve zeki ve şaşırtıcı. Gerçekten şaşırtıcı. Konuya öyle bir yerden girip sonra öyle akıllıca soruna bağlıyor ve çözüm üretiyor ki, hayranlıkla karışık bir şaşkınlık yaratıyor insanda.

İlk okumada naif bir hikaye gibi gelebilir Kumkurdu. Sonra her akşam okumaya başladığınızda, her seferinde yeni bir pencere açılıyor zihninizde ve kocaman bir gülümseme beliriyor zaman zaman yüzünüzde ve çocuğunuz kıkırdıyor ara ara ve sorularına yanıt bulmaya başlıyor ve tipik anne-baba profili bütün yalınlığıyla ‘paaat’ diye yüzünüze çarpıyor. Hikayeyle birlikte kendinizi de sorgulamaya başlıyorsunuz ve bu bütün çocukların sevebileceği bu yalın kurgunun gerçekliği karşısında büyüleniyorsunuz. Kumkurdu başucunuzda yerini alıyor kısacık zamanda.

Vazgeçilemeyen bir seri çünkü. Ufak fantastik dokunuşlarıyla, Kristina Digman’ın gülümseten resimleriyle, macera üstüne maceralarıyla, anlatımıyla… İnsan sahilin dinginliğini sonuna kadar hissediyor ve çoğu zaman Zacharina ile Kumkurdu’nun sohbetlerine dahil olmak istiyor mesela. Daha Fazla Kumkurdu‘na gereksinim duyuyor.

İsveçli yazar Asa Lind -ki bu seriden sonra takibe alacağınız bir yazar olacaktır kesinlikle- bu gereksinimi sezmiş olsa gerek Daha Fazla’sını ve hatta Daha da Fazla’sını yazmış (ya da muhtemelen yazarken o kadar keyif aldı ki, ona da yetmedi tek bir kitap!) Daha, daha daha fazlası yok yine de, ama seriyi döndüre döndüre, ortasından, başından, istediğiniz zaman istediğiniz yerinden okuma şansınız hep var. Bizim hep elimizin altında Kumkurdu ve biliyor musunuz defalarca okuduğunuzda iyiden iyiye ayrılamıyorsunuz Kumkurdu ve Zacharina’dan. Çok iyi arkadaşlar gibi…

Reklamlar

Kumkurdu; en iyi arkadaş” için 2 yorum

  1. Raife sayesinde bizim de bir Kumkurdu kitabımız var… Oğlum Barış uzun hikayeleri dikkatle dinlemeye daha bu günlerde alışmaya başladı. Bu konuda herhalde biraz geç kaldı bilemiyorum. Abidik gubidik kitapları hala tercih edebiliyor.
    Kumkurdu’na gelince, aslında Barış’tan çok beni rahatsız eden önemli bir nokta var, Raife ne düşünüyor bilmiyorum. Çok fazla çeviri kokuyor. Sadece şu fotoğraftaki başlık bile (Utangaç, daha utangaç, en utangaç) bana çeviri gibi geliyor. Bilemiyorum çok mu hassasım. İsterdim ki aynı hikayeleri şöyle akıcı bir dille okuyabileyim.

  2. çeviri kokuyor derken ne demek istediğini tam çözemedim sanırım. mesela bu kitapta bağlaçlar alışık olduğumuzun dışında biraz. çok fazla ‘ve’ var. defalarca okuduğum için her kitabı bazen oyunlu, eğlenceli, bazen çok yorucu geliyor bunlar. ama onun dışında bu bir ‘çeviri kitap’ zaten. çevirenin katkısıysa kastın, bu kitap için söylemeliyim ki bu katkı hiç de kötü değil bence…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s