Yazı kategorisi: çocuklu olmak

Mutluluğun fotoğrafı

salincak

Reklamlar
Yazı kategorisi: çocuk/gençlik edebiyatı, çocuklu olmak

Güneşten sarı baldan tatlı bir iz

Simla Sunay bir mimar, aynı zamanda çocuk kitapları yazıyor. Daha da güzeli her iki uğraşı üzerinden de çocuklarla bir arada, onlarla alış veriş içerisinde olmaya çaba harcıyor. Geçenlerde, yine böylesi bir çabayı kaleme almış. Çocuklara kent bilinci kazandırmak amacıyla yürüttüğü Nasıl Bina?=Nasıl Biri? adlı bir projeden söz etmiş bir yazısında. Çocuklardan çeşitli bina resimlerini incelemelerini, sonra bu binaları çizerek bir canlıya dönüştürmelerini ve nasıl biri yarattıklarını yazmalarını istediği bu atölye, kent dokusunun çocukları nasıl etkilediğine fazlasıyla kafa yoran biri olarak beni çok etkiledi. Çocuklar üzerinden gözlemlemeye çalışarak az çok kafamda kurduğum bu etkinin somut bir yansımasıydı çünkü atölye. Açıkçası bir kez daha kentte yaşama, kenti planlama, kenti dönüştürme meselelerinde çocuğu yok saydığımızı hissettirdi aynı zamanda. Adam yerine koymadığımız çocuklarımızın bize verdiği mesajlar o kadar etkileyici ki oysa! Nasıl Bina?=Nasıl Biri? ve buna benzer atölyelerin çıktılarını kesinlikle kenti tasarlayanlara, kent yaşamı üzerine ahkam kesenlere referans olarak göndermek gerekiyor!

guneskapakİşte bu atölyenin sonuçlarını okumanın verdiği heyecanla epeydir kütüphanemde okunmayı bekleyen Simla Sunay’ın Güneşten Sarı Baldan Tatlı adlı kitabını da bitirdim bir çırpıda. Yeni bir kitap değil aslında bu, Hayykitap’tan 2006 yılında çıkmış. Ben de geçen yıl almıştım ama bir şekilde okuyamamıştım.

İnce-uzun olduğumdan zaman zaman bana da, zürafa dendiği için sempati duyarım zürafalara. Simla Sunay da nedendir bilmem bir zürafanın dilinden yazmış kitabını. Ne kadar uzun boylu olduğundan yakınan bir zürafa, sarılar giyinmiş sevimli bir kız; Naz ile karşılaşıyor bir gün. Bir adı bile olmayan zürafa, kendisine Uzunbal adını koyan Naz’la bir yolculuğa çıkıyor. Beyaz bir yolun izini sürmeye başlıyor… Sakarköy, komşusuz ev, kullan-at kasabası, yıldızcı, gamze toplayıcısı derken beyaz yola ulaşıyor ikili. Bu uzun bir yol, ama Uzunbal mutlu; çünkü hayatında ilk kez bir dostu oluyor ve insanların dünyasını keşfediyor…

Böylesi bir özetle Güneşten Sarı Baldan Tatlı’nın bir dostluk hikayesi olduğu sonucunu çıkarabilirsiniz, doğru da. Ancak tek derdi bu değil, Türkiye’deki çocuk yazınında pek de rastlamadığımız katmanlı bir yapısı var öykünün. Çünkü çocuk kitaplarının bir meselesi olması gerektiğine inanıyor Simla Sunay. Buradaki öyküde mimar kimliği de ağır basmış ve biraz da fantastik kent dokularıyla örmüş hikayesini. İkilimiz, bütün bu tuhaf isimli yerleşim yerlerinde tuhaf insanlarla ve olaylarla karşılaşıyor ve bu hikayeleri biriktiriyorlar. Her bir yerleşim yeri kendi içinde bir öykü ve hepsinin de söyleyecek çok önemli sözleri var. Uzunbal’ın karşılaştığı insanlar sürekli kafasını karıştırıyor. Naz da şaşırıyor ama biraz daha doğal karşılıyor olanları; çünkü kendisinde de bir sır saklı.

Güneşten Sarı Bladan tatlı, masalsı gibi görünse de, azıcık kafa yorduğunuzda yaşadığımız gerçek dünyanın dejenere olmaya başlamış halini seriyor gözler önüne. İlk okuduğunuzda bazı mesajları kaçırabilirsiniz, o nedenle birkaç kere okunması gerekenlerden kitap. Biraz da Küçük Prens etkisi yarattı bende. Öykünün kurgusu; Naz’ın gizemli hali ve bir hedefi olması, Uzunbal’ın onu anlamaya çalışması ve tıpkı Küçük Prens’in gezegenleri gezmesi gibi tuhaf kentleri gezmemiz yarattı bu etkiyi. Pek çok insan gibi benim için de çok özeldir Küçük Prens. O nedenle biraz da garip geldi bu etkiyi hissetmek. Hani biriciktir ya Küçük Prens, o nedenle pek de hoşlanmadım bunu hissetmekten. Yine de sevdim Uzunbal ile Naz’ın yolculuğunu. O nedenle onlara bırakıyorum son sözü ve Simla Sunay’ın çocuklarla buluşmalarını çoğaltmasını diliyorum:

– Teknoloji nedir? diye sordum Naz’a.

– Bizsiz bizi yaratan şeydir, dedi.

– Nasıl yani?

– Makineler insanların elleri olur. Bilgisayarlar beyinleri. Robotlarsa gövdeleri. İşte teknoloji budur.

– Peki insanlar sıkılmazlar mı o zaman?

– Yooo. Onlar da oturup televizyon seyreder.