Gölgesiz, bilinçsiz kentler yaratmak ne kadar kolay!

Güne her zamanki gibi başladık. Olabildiğince ‘hadi’ demeden kahvaltımızı tamamladık ve giyinip okula doğru yola koyulduk. Okulun sokağına girene kadar da her şey olağandı. Sonra okulun sokağında belediyeye ait kocaman bir araç farkettik. İlk anda ne olduğunu anlayamadık, sonra kaldırımdaki koca dalları görünce ‘ağaçları kestiklerini’ anladım. Karşı kaldırıma geçince okulun müdürünü gördük, Kuzgun’u okula bırakıp tekrar müdürün yanına geldim ve neler olduğunu sordum. “Ağaçları budatıyoruz, çok kötü olmuşlardı artık, biri okulun çatısına çarpıp duruyordu, diğerinin dalları da yan apartmana zarar veriyordu,” dedi. “Bu bir budama değil ama, ağaçların tepesini kesiyorlar. Bu ağaçlar için iyi bir şey değil ki, budama böyle yapılmaz,” dedim. Duyarlı biridir okulun müdürü, pek çok konuda fikir birliğimiz vardır, çocukların yaşadığımız çevrenin farkına varabilecekleri bir eğitim anlayışına sahiptir. Bu hafta da bitkileri inceliyorlar. Çimlendirme yapıyorlar, bir bitkinin sorumluluğunu üstleniyorlar, bu konuda oyunlar ve kitaplarla birçok şey öğreniyorlar. İçerde bunlar olurken bahçelerindeki ağaçlar kesiliyor ama!

Aslında çok da yanlış bir şey değil müdürün yaptığı, ağaçları budatmak isteyince belediyenin fen işlerini aramış, onlar da gelmiş işlerini yapıyorlar. Başka kimi arayabilir ki? O nedenle üzüldü zaten söylediklerim karşısında. Ben bıdı bıdı konuşmaya devam ederken, belediye görevlilerinden biri yanımıza yanaştı ve bu işin eğitimini aldıklarını, orman mühendisleriyle çalıştıklarını, bu ağaçları budamazlarsa çürüyen dalların çocukların tepelerine düşebileceğini falan söyledi. Oysa tepesini uçurdukları ağaçların dalları çürük falan değil, dolayısıyla çocukların veya yoldan geçenlerin tepesine falan düşemez. Zaten çok şiddetli bir fırtına olmadan nasıl böyle bir şey olabilir ki? O zaman apartmanların çatıları da uçuyor veya binalar da yıkılıyor, n’apıyorlar bu konuda? Bu bina sağlam değil, diyip yıkıyorlar mı binayı? Söylediğinin hiçbir tutarlı yanı yok dolayısıyla. Üstelik benim çocukluğumda bu koca koca araçlar gelip ağaçları güdükleştirmez, onları kesmezlerdi. Ağaçlar kendi hallerinde, sağlıklı bir şekilde gelişmeye, bize serinlik, ferahlık, temizlik vermeye devam ederlerdi. Şimdi önemli olan binalar, onların çatısına çarpan dallar, manzalarını kapayan ağaçlar yok edilmeli bu nedenle. Düşen dalları, meyveleri nedeniyle arabaların boyalarına zarar veren ağaçlar da yok edilmeli. Ağaçların serinliğini, dinginliğini hatta güzelliğini sayfiye yerlerinde hissetmek iyi, ama kentte ağaç beladan başka bir şey değil! Aynen böyle davranıyoruz. Sonra da haberlerde küresel ısınma, susuzluk haberlerini dinleyip “dünya nereye gidiyor?” diyip, ama sorumluluğu hiçbir şekilde üzerimize almayıp gündelik yaşamlarımıza geri dönüyoruz…

Evet, böyle şeyler beni öfkelendiriyor. Tepki göstermeden edemiyorum. Bireysel bir tepkiyle çok fazla ilerleyemeyeceğimin farkındayım ama bu da önemli; sessiz kalmamak. Kendisine bir görev verilmiş ve bu görevi nasıl yapacağı uzmanlar (!) tarafından anlatılmış bir belediye görevlisi neden karşısındaki sıradan bir vatandaşı dinlesin ki? Zaten bana “siz orman mühendisi misiniz?” diye sordu. Olmadığımı ama neden böyle konuşabildiğimin gerekçelerini anlattım kendisine, ama orman müdendisi değilsem zaten yenik başlamıştım konuya. Oysa benim dinlediğim, konuştuğum orman mühendisleri, okuduğum yazılar budama konusunda daha farklı bilgiler veriyorlar. Bulunduğum ortamda bunların yanlışlığını tartışıyoruz hep ve eminim azıcık duyarlı olan hiç kimse ağaçların bu zavallılaştırılmış hallerinden hoşnut değiller. Yazları çok sıcak olduğunda kedimizi traşlıyoruz. Rahatlıyor ama kendinden o kadar hoşnutsuz oluyor ki, saklanıyor bizden. Çıplak çünkü. Peki ağaçlar nereye saklanacaklar? Yaptığımız şeyden hoşnut olmadıklarını nasıl anlatacaklar bize?

Simla Sunay’ın Yürüyen Çınar’ını okuyun. Çocuklarınıza değil, kendinize okuyun. Çünkü çocuklarımız çoğu zaman bizden daha fazla sorguluyorlar çevrelerinde olup bitenleri. Büyüklerin anlamsız hallerini anlamaya çalışıyorlar. Biraz düşünmek için okuyun çocuk kitaplarını, çocuklarımıza gerçekte nasıl bir gelecek hazırlamamız gerektiğiyle ilgili düşünmek için… Sonra da harekete geçin tabii…

Reklamlar

Gölgesiz, bilinçsiz kentler yaratmak ne kadar kolay!” üzerine bir yorum

  1. Aaa! Sonbaharda bizim bahçemizin başına gelen sizin okulun başına gelmiş. Kelek gibi bıraktılar bizim bahçemizi de.
    Sesimizi yükseltmek istedik ama bize “ağaç böyle budanır” deyip susturdular. Bir de şöyle bir argüman vardı: “O ağacı ben kendim dikmiştim zaten”. (Çocuğumu da ben doğurduğuma göre sıkıldığım zaman tuvalete atıp sifonu çekebilirim herhalde?)
    Şikayet etmek için aradığımız her bir birim bizi başka birimlere yönlendirdi. Kimse takmıyor yani işin aslı.
    Şimdi sokaktan geçen herkes “şu hale bak ağaçları ne yapmışlar” deyip geçiyor. Haa, size bir tüyo: Şikayetinizi ağaç kesilirken yapacakmışsınız, kesildikten sonra zaten uğraşmıyorlar.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s