Okulun en gözdesi mi olmak istiyorsun?

Bir kitabı elinize aldığınızda ne yaparsınız? Kapağını incelersiniz büyük ihtimal. Eh, ben de öyle yaparım. Ön kapaktan sonra arka kapağını çevirir, kitap hakkında yazılanları okurum. Bazen yazar hakkında da bilgi olur arka kapakta. Tanımadığım bir yazarsa ona da bakarım tabii. Simon Rich de hiç tanımadığım, duymadığım bir yazardı. Editörümüz ilk romanı Elliot Allagash’i okumamı önerdiğinde kitabı elime alır almaz her zaman yaptıklarımı yaptım bende. Ama sıra arka kapağa gelip de yazarın fotoğrafını görünce “bir yanlışlık olmalı” diye düşündüm. Çünkü fotoğrafta görünen kişi en fazla 14-15’inde bir delikanlıydı. Beceriksiz bir gülümsemeyle bana bakıyordu pembe pembe. Evet kitabın kapağı çingene pembesi ve fotoğraf da bu nedenle pembeydi işte. Yazar hakkında yazılanların arasında Saturday Night Live’ın (Amerika’da 1975’ten beri yayınlanan, komedyenlerin sunduğu vazgeçilmez bir şov programı) metin yazarlığını yaptığını okuduğumda bunun bir şaka olduğuna neredeyse iknaydım artık. Bilgisayarım açıktı ve hemen google’a sordum Simon Rich’i. Youtube’dan iki görüntüsünü yakaladım. Elimde tuttuğum kitabıyla ilgili yorumlar yapıyordu bir tanesinde ve evet, oldukça genç bir yazardı karşımdaki. 14-15 değildi, ama 26’ydı. Dağınık ve tuhaf bir şekilde kabartılmış saçları, kumaş pantalon ve gömleğinin üzerinde duran gevşetilmiş kravatıyla okulu kırmış liseli bir genç görüntüsündeydi. Ama konuşurken, yazdıklarından söz ederken son derece rahat ve kendinden emin görünüyordu. Bir muzurluk yapmıştı ve bu muzurluktan oldukça hoşnuttu. Tahmin edersiniz ki, bu kadarcık bir bilgi bile iştahımı kabartmıştı yazdıklarına karşı ve elimde Elliot Allagash tüm çekiciliğiyle sayfalarını çevirmemi bekliyordu…

“Kızların hayran olduğu, erkeklerin saygı duyduğu, herkesin korktuğu biri olacaksın” yazıyordu kitabın kapağında. Kim böyle olacaktı? Seymour Herson. Neden böyle olması gerekiyordu? Çünkü orta halli bir özel okul olan Glendale’in en silik çocuklarından biriydi. Bir gün karşısına okula yeni gelen Elliot Allagash çıktı ve ona “seni okuldaki en popüler çocuk yapabilirim” dedi. Dünyanın en zengin ailesinin çocuğu olduğunu bildiğiniz, arkadaşlarınızın çekindiği biri gelip size böyle bir soru sorsa ne yaparsınız? Silik bir tipsiniz, kimsenin umurunda değilsiniz ve okulun en popüler kızından hoşlanıyor ve onun ilgisini çekmek istiyorsunuz. Seymour Herson bu soruya bir başka soruyla yanıt verip “Ne yapmam gerekecek?” diye soruyor Elliot Allagash’e. O da “söylediğim her şeyi” diyor ve oyun başlıyor…

14 yaşında iki lise öğrencisi arasında geçen bu enteresan diyalog zekice kurgulanmış bir oyuna nasıl dönüşür, bu oyunun kuralları nelerdir ve nasıl sonuçlanır buna sahne oluyoruz işte Elliot Allagash’te. Elliot sonsuz paranın verdiği bir güce sahip, uyumsuz, mutsuz ve egosu çok yüksek bir çocuk. Gücünün farkında ve bunu sonuna kadar kullanıyor. Asosyal biri, kimseyle muhatap olmuyor, zararsız gibi görünüyor bu haliyle ama yine de sahip olduğu gücü sonuna kadar herkese hissettirdiğinden kimse ona yanaşmıyor, hatta herkes ondan çekiniyor. Sahip olunabilecek her şeye sahip, istediği herhangi bir şeye ulaşabilmek onun için çok kolay. Her yere özel şoförlü bir limuzinle gidip geliyor; daha doğrusu bir çeşit emir eri şoför James. İstese kendisi okulun en popüleri olabilir, ama onun istediği popüler olmak değil, popülerlik -pek çok durumda olduğu gibi- tam tersi aşağılanacak bir insani duygu Elliot için. O elindeki gücü kullanmayı ve daha da güçlü ve ulaşılamaz olmayı seviyor. Tabii bu tercih, beraberinde hiçbir şeyden memnun olmamayı, daha da fenası mutsuzluğu getiriyor Elliot’a. Mutsuzluğunun temel sebeblerinden biri de ailesi. Annesi genç yaşta ölmüş, babası ve evin içindeki hizmetkarlarla yaşıyor. Babasının böbürlendiği, anlatmaktan pek haz ettiği üçkağıtçılıkla dolu pek çok hikayeyi burun kıvırarak dinlese de onun küçük bir kopyası Elliot. İkisi de paradan ve onun sağladığı güçten başka hiçbir şeye değer vermiyor. İnsanlar onlar için bir çeşit oyuncak, hiçbir değerleri yok! Tabii ki böyle bir hayatın içinde arkadaşlara da yer yok!

Seymour ise profesör bir baba ile danışmanlık yapan bir annenin tek çocuğu. Ailenin aralarındaki ilişkileri sağlamlaştırmak için geliştirdikleri ritüelleri var; haftanın belli bir günü monopoly oynamak, hepsinin en sevdiği yemek olan bir çeşit etin son parçasını hep birbirlerini düşündükleri için yemeyip, ertesi güne saklamak gibi… İddiasız bir aile olduklarından Seymour’u hiçbir şey için zorlamıyor, çok özeline girmiyor, belli bir seviyede tutuyorlar ondan beklentilerini. Dolayısıyla okulda parlak bir öğrenci olmamasına, sosyal olmamasına, kilosunun biraz fazla olmasına -hatta bu nedenle okuldaki lakabı tombalak- takılmıyorlar. Yalnız bir çocuk Seymour ve tek ilgi alanı bilgisayar oyunları. Elliot’ın kurnaz taktikleriyle 1 numara olana kadar suya sabuna dokunmayan, ama huzurlu ve kısmen mutlu bir yaşam. Ama popüler olmanın getirileri her zaman olumlu olmuyor ve ailesiyle ve hatta dünyayla ilişkileri zayıflıyor Seymour’un.

Yoğun geçen dört yıllık bir mesainin ardından Seymour ve Elliot’a ‘arkadaş’ diyebilmek ne kadar mümkün bilemesem de, birbirlerinin bir çeşit tek ‘arkadaşı’ oluyorlar bu süreçte. Seymour’un Elliot’un en büyük başarısı olduğunu söylememe gerek bile yok belki, ama bu başarının her ikisine de getirileri tartışmalı.

Simon Rich, paranın gücünün nerelere varabildiğini basit gibi görünen çarpıcı bir hikaye ile anlatıyor. Olay örgüsü çok zekice kurgulanmış ve mizahi yaklaşımı ile de okuyucuyu hep dinamik tutmayı başarıyor. Hem kendisi hem hikayesi oldukça çekici. Pek çok çıktısı var hikayenin, herkesin pek özendiği popülerlik ve zenginlik meselesine başka bir yerden bakıyor yazar. Kitabı bitirdiğinizde sıradan bir yaşamınız olduğu için şükredebilirsiniz, sıradan gibi görünen yaşamların da kendi dinamikleri, keyifleri, vazgeçilmezleri vardır çünkü. İlla da popülerlik diyorsanız, eh buyrun Seymour Herson anlatsın size…

http://www.remzi.com.tr/kitapGazetesi.asp?id=3&ay=4&yil=2011&bolum=14

Reklamlar