Yazı kategorisi: mutfakta, ortaya karışık

Yemek tarifleri eşliğinde kazı anıları

“Toprakla uğraşan, özellikle toprakaltı kültür ve tarih zenginlikleriyle uğraşan, yarım yüzyılı aşkın bir zaman dilimini aşkla toprağa adayan bir kadın nasıl yemekle uğraşır?” ‘Arkeolojinin Delikanlısı’ Muhibbe Darga işte bu soruya yanıt vermiş tatlı diliyle, lezzetli anlatımıyla “Kazı Başkanının Karavanası”nda. Eşi, dostu, başkanlık ettiği pek çok kazıdaki öğrenci ve işçileri Muhibbe Darga’nın özgün yemeklerinin tadını biliyorlarmış elbette. Neyseki öğrencisi, can dostu Emine Çaykara -“Arkeolojinin Delikanlısı: Muhibbe Darga Kitabı”nın yazarı- bir yemek sohbeti sırasında bunları yazıya dökmesini önermiş kendisine de biz de en azından tariflerden ve tariflere eşlik eden harika anılardan nasibimizi alabiliyoruz.

1921, İstanbul Doğumlu Muhibbe Darga. II. Abdülhamid’in başmabeyncisi Darugazade Mehmet Emin Bey’in torunu. Erenköy Kız Lisesi’nin ardından İstanbul Üniversitesi Arkeoloji bölümünü bitirmiş. 1947’de doktor, 1965’te doçent ve 1973’te profesör olmuş. Karatepe, Gedikli ve Değirmentepe kazılarına katılmış, Fırat havzasındaki Şemsiyetepe ve Eskişehir’deki Şarhöyük-Dorylaion kazılarına başkanlık etmiş. Side dilinin çözümüne katkıda bulunmuş. Birçok makalenin yanı sıra “Eski Anadolu’da Kadın” adlı bir de kitabı var.

‘Arkeolojinin Delikanlısı’ndan yemek tarifleri okumak sadece onun mutfağına girmek anlamına gelmiyor. Bu leziz yemeklerin arasından bir bakıyorsunuz İstanbul Kalamış’a, bir bakıyorsunuz Acıbadem’e, bir bakıyorsunuz Muş’a, bir bakıyorsunuz Şemsiyetepe’ye, bir bakıyorsunuz Şarhöyük’e gidivermişsiniz. Muhibbe Darga 1950’lerden günümüze okumaya doyamayacağınız anekdotlarla, anılarla sunuyor yemeklerini. Şimdilerde var mıdır bilmiyorum ama 1950’lerin sonunda Muş’ta Mendelssohn ve Gauguin’in yaşam öykülerini bulabildiğiniz bir kitapçı olduğunu bu tatlı dilli anılardan öğreniyorsunuz. Yine 1950’lerde Kalamış Koyu’nda yüzerken kırmızı kanatlı kırlangıçbalıklarının yüzenlere eşlik ettiğini, Fenerbahçe Feneri’nin etrafındaki kayalıklardan karides çıkarıldığını, Kurbağalıdere’nin ağzından kepçeyle kefal tutulduğunu…

Başkanlık ettiği kazılardan anılar da var tabii kitapta. Şemsiyetepe Höyüğü’ne otuz kilometre uzaklıktaki Mamaraş (şimdiki adı Suyatağı) Mezrası’nda, baraj gölü altında kalarak büyük kısmı yok olmuş ilk Tunç Çağı nekropolü/mezarlığından tüm olarak yiyecek, içecek kapları çıkarıldığını öğreniyorsunuz mesela. Ancak bu buluntuların Elazığ Arkeoloji Müzesi deposunda tozlar içerisinde saklandığını da okuyorsunuz. (Okurken tıpkı Muhibbe Darga gibi bu değerli buluntuların depolardan çıkarılıp müze salonlarında sergilenmesini diledim ben de içimden.) Hem bu kapların hem de başka kazılarda çıkarılmış yiyecek, içecek kaplarının, kazı alanlarının fotoğrafları da tariflere/anılara eşlik ediyor.

Bir de bütün bu güzel/özel yemek tariflerinin, anıların arasına kitaplar karışmış ki bu okumayı daha da bir leziz yapmış. Muhibbe Darga doğal olarak anılarından söz ederken dostlarından, arkadaşlarından da söz ediyor. Bu arkadaşların pek çoğu dönemin önemli kültür insanları. İşte onların yazdığı, önerdiği, hediye ettiği kitaplar ve hatta bazen bu kitaplardan minik alıntılar da var anlatıda. Eski dostlar, dostlarla yenen yemekler, okunan kitaplar, konuşulan anılar… Bazı yemek tarifleri de dostlarına ait zaten. Hoş kazı bölgesindeki yerel lezzetler de olsa, köklerinin dayandığı Dağıstan mutfağından da olsa, arkadaşlarının tarifleri de olsa kendi dokunuşunu yapıyor bu yemeklere ve tarifleri öyle sunuyor bizlere Muhibbe Darga. Sadece tek bir yemek tarifi de değil sunduğu; o yemeğe neyin eşlik edeceği, yanında ne içileceği ve tabii üstüne ağzımızı neyle tatlandıracağımızı da söylüyor.

Ağzımızı tatlandırmaktan söz etmişken, kitabın son tarifleri -unutulan çerkez tavuğunu saymazsak!- Muhibbe Darga’nın her zaman severek yaptığı reçeller ve kokteyllere ayrılmış. Çayı vişne reçeli ile içen büyük halaları olan bir bilim insanının mutfağında reçellerin ayrı bir yeri olması çok doğal elbette. Şeftali, çilek, kayısı yazlık; ayva jölesi kışlık. “Kazı Başkanının Karavanası” ise her zaman…

Bu yazı ilk kez ÇEKÜL Vakfı’nın Kilittaşı dergisinin 4. sayısında yayımlanmıştır.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s