Yazı kategorisi: çocuk/gençlik edebiyatı

Tabuları yıkmak

Bazı durumları konuşmak zordur. Varlığını kabul etmektir çünkü konuşmak. O nedenle konuşmayız, yok sayarız. Böylece kendimizi ve çevremizdekileri incitmemiş oluruz. Oysa pek çok kişi yaşıyordur bu durumu. Çoğumuzun konuşmayı bile reddettiğini yaşıyordur ve aynı nedenlerle yaşadığı bu durumu konuşamıyordur. Kırk yılda bir konuşan biri çıkar, bir süre binbir rahatsızlıkla tartışırız bunu, sonra yine unutmayı, konuşmamayı tercih ederiz. Hadi elinizi vicdanınıza koyun ve söyleyin; hepimizin ‘gündeminde’ ama hiç birimizin konuşmadığı bir konu değil mi çocukların cinsel istismarı? Sessiz bir sözleşme imzalamadık mı tüm dünya vatandaşları olarak bu konuda konuşmamak üzerine? Oysa bağıra çağıra konuşmamız gereken bir konu bu. Beate Teresa Hanika bağırmayı seçenlerden. ‘Kırmızı kara’ bir masalla, üzerini örtmeyi seçtiğimiz çocukların cinsel istismarı üzerine hem çocukları/gençleri hem de bu meselede en sorumlu bizleri bağırmaya çağırıyor yazar.

Malvina 14 yaşına girmesine iki hafta kalmış hayat dolu bir genç kız. Ablası Anne ile pek geçinemiyor, abisi Paul ise üniversitede ve uzakta. Ama en yakın arkadaşı Lizzy her zaman yanında. Hiç ayrılmayan bu ikili evlerinin yakınındaki izbe bir köşkü kendilerine yaşam alanı yapmışlar. Ancak bu köşkün başka talipleri de var; köşkün hemen yanındaki sitede yaşayan oğlanlar. Malvina ve Lizzy köşkü oğlanlarla paylaşmaya hiç niyetli olmadıklarından onlarla sürekli savaş halindeler. Genelde de kazanıyorlar bu savaşı. Köşk hepsinin evi, sığınağı aslında, ama en çok da Malvina ve Lizzy’nin. Burada mutlu ve özgürler. Lizzy annesi ile yaşıyor ve onunla her şeyini paylaşabiliyor. Malvina’nın ise zayıf aile bağları var; sürekli hastalıklı bir anne, her dediği yapılan öğretmen bir baba, kendi dünyalarında yaşayan kardeşler. Malvina da kendi dünyasında yaşıyor ve kimseyle hiçbir şey paylaşmıyor bu nedenle. (Paylaşmaya çalıştığında da dinleyen olmuyor zaten.) Ama evin küçük kızı olarak bir sorumluluk yüklenmiş sırtına; evlerine çok yakın oturan ve büyükanne öldükten sonra iyice yalnızlaşan büyükbabayla ilgilenmek. Malvina’nın en büyük sırrı da büyükbabasıyla ilişkisi. Kimseyle, Lizzy ile bile konuşmadığı/konuşamadığı yaşamının ‘kırmızı kara’ sırrı. Oysa konuşması gerekiyor, kendini özgürleştirmesi, isminin anlamı gibi ‘adaletin bekçisi’ olması gerekiyor Malvina’nın. Ona bu gücü verecek olan ise aşk… Aşk sayesinde bağırmayı öğreniyor Malvina.

“Kırmızı Başlıklı Kız Ağlıyor” modellikten yazarlığa geçiş yapan Beate Teresa Hanika’nın ilk romanı. Ülkesi Almanya’da pek çok ödül alan roman, seçtiği konu gereği zor, ama kurgusu ve anlatım diliyle rahat bir okuma sunuyor. Genç kızın yaşadığı travmayı, okuyucuya geriye dönüşlerle, çağrışımlarla yavaş yavaş vererek okumayı hafifletirken merakı arttırıyor yazar. Malvina’nın büyükbabasının evine girdiği zamanlar yüreğiniz sıkışıyor ama köşke gittiğinde, delidolu Malvina olduğunda rahatlıyorsunuz. Onun hep böyle olmasını istiyorsunuz. İki ayrı yaşam sürdüren 14 yaşındaki bu genç kızın zincirleri kırmasına tanık olurken, siz de içinizdeki zincirlerin kırıldığını, bir tabuyu yıktığınızı fark ediyorsunuz. Malvina gibi bağırmayı başarabileceğinizi, onun gibi güçlü olmak zorunda olduğunuzu, korkularınızı yenebileceğinizi hissediyorsunuz. Onun yaşadıklarını yaşamanız gerekmiyor böyle hissetmeniz için. Çünkü yaşamasanız da yanında olmanız, farkında olmanız ve sesinizi yükseltmeniz önemli. Tıpkı her şeyi en başından beri tahmin eden ve Malvina’yı konuşması için yüreklendiren büyükbabanın komşusu gibi… Komşu belki de bu meselenin en uzağında olması gereken kişiyken lokomotif görevi üstlenerek Malvina’nın ve biz okuyucunun gözlerini açıyor. Tek başına kimse böyle bir baskının, korkunun, utancın üstesinden gelemez çünkü. Beate Teresa Hanika’nın ilk romanını güçlü kılan, sıcak ve inandırıcı anlatımıyla bu duyguyu okuyucuya aktarabilmesi zaten.

Yayın hayatına Eylül ayında başlayan On8’in ilk üç kitabından biri Beate Teresa Hanika’nın “Kırmızı Başlıklı Kız Ağlıyor”u. Adından da anlaşılacağı gibi genç edebiyatı kucaklıyor On8. Bu konuda var olan boşluğu doldurmak için önemli bir adım. Yayınevi, aynı anda yayımladığı Guido Sgardoli’nin “Var Mısın? Yok Musun?”u, Michael Thomas Ford’un “İntihar Notlarım”ı ve Hanika’nın “Kırmızı Başlıklı Kız Ağlıyor”uyla bu adımın hiç de boşa atılmadığını gösterdi.

Bu ilk kitapları ‘vurucu’, ‘sert’, ‘sıradışı’ ve ‘cesur’ şeklinde özetleyebiliriz kesinlikle. Bu ortak özellikler On8’in bundan sonraki çizgisi hakkında da ipuçlarını veriyor bize. Her üç kitapta da açık bir meydan okuma, gençlik ruhuyla birebir örtüşen asilik, karşı çıkma, kendini olduğu gibi kabul ettirebilme duygusu var aynı zamanda. ‘Ötekileştirdiklerimiz’ var. Edebiyatın gizli gücünü iyi kullanan bu yazarların ‘ötekileştirdiklerimizi’ anlayabilme ve kabul edebilme cesaretini göstermemiz için davetleri var. Araya kuşaklar girince gençleri bile ötekileştirenler için açık davet. Neredeyse tüm toplumlarda ‘tabu’ sayılan cinselliği, intiharı, cinsel istismarı açık yüreklilikle ve doğallıkla tartışabilmek için açık davet. Bazen gençler için bile zor sayılabilecek konuları, zihinler ve bedenler gelişirken farkedebilmek, anlayabilmek, tartışabilmek, kabul edebilmek için açık davet. Daveti kabul edip etmemekte özgürsünüz, ama en azından okumaya cesaret edebilir ve bu yolla kendinizi özgürleştirmek için bir adım atabilirsiniz. Ne diyorsunuz, var mısınız?

http://www.remzi.com.tr/kitapGazetesi.asp?id=3&ay=11&yil=2011&bolum=14

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s