Yazı kategorisi: çocuk/gençlik edebiyatı

İstanbul’un gizleri…

Yaşamınızda kargaların yeri var mı? Benim var. İstanbul’un bazı semtlerinde kargalarla birlikte yaşanır. Benim yaşadığım semt de böyle. Çoğu insan sevmez kargaları; ürkütücü bulur onları ya da uğursuz. Bense akıllı ve matrak bulurum ve adını oğlumun değiştirdiği ‘kargalı park’ta izlemeye bayılırım onları. Bir dönem her sabah oğlumun odasının pencesine gelen tek ayaklı bir kargamız bile vardı. Daha doğrusu mahallemizin kargasıydı o. Bellediği birkaç evi ziyarete giderdi. Odaya giriş çıkışlarımız onu ürkütmez, sabahları onu göremeyince merak ederdik. Ama şehir temposuna daha fazla dayanamadı ve sessiz sedasız yok oldu yaşamımızdan. Hâlâ konuşuruz oğlumla o kargayı. İyi geliyordu çünkü gizemli bir karga dostumuzun olduğunu bilmek. O bizi izliyor biz onu izliyor, birbirimizin yaşamlarına dokunmaya çalışıyorduk şu tuhaf kentte. İlgimi çekiyor işte kenti paylaşmaya çalıştığımız bu kara dostlarla ilgili şeyler. “Karga Feramuz’un Aşkı” da bir mıknatıs gibi çekti beni kendine. Sonra baktım Nazlı Eray imzası taşıyor kitap. Kargalar ve İstanbul demekti bu ve daha fazla kayıtsız kalamazdık birbirimize…

Karga Feramuz, 80 yıldır İstanbul’un Anadolu yakasındaki bir köşkün bahçesinde mesken tuttuğu ceviz ağacında kardeşi İkbal ile sürdürüyor yaşamını. Cevriye Hanım’ın köşkünün bahçesinde, ona olan tutkulu aşkının acı tatlı izleriyle… Cevriye Hanım’ın tüm yaşamına bu ağacın üstünden tanıklık etmiş; onu istemeye gelişleri, düğünü, iki oğlunu büyütmesi, zaman zaman eşiyle yaptığı tartışmalar ve ardından gelen barışmalar, evin emektarları, şimdi de torunu Nazlı… Karga Feramuz’un Nazlı’nın eline geçen tozlu hatıra defterinden öğreniyoruz tüm bu tanıklıkları ve tabii ki Feramuz’un Cevriye Hanım’a olan aşkını. Nazlı’ya yeni arkadaşı İskelet kadar heyecan veren bu hatıra defteri onun yaşamının gizemi oluyor birden. Karga Feramuz ısrarla yalnız kalmayı seçerek yaşlı ceviz ağacının dalları arasından Cevriye Hanım’ı sevmeyi, izlemeyi ve kollamayı sürdürüyor. Onun sırrını keşfeden Nazlı da hem Karga Feramuz hem de Arkeoloji Müzesi’ndeki İskelet ve müzeye gide gele tanıştığı Venüs, başsız gladyatör heykeli -torso, Ağlayan Kadınlar’dan Agrippina, Büyük İskender ve arya söyleyen büst Mario’nun isteklerini, sorunlarını çözmeye uğraşıyor. Bütün bu cansız heykellerin arasına müze bekçisi de karışıyor yeni arkadaş olarak. Ve daha sonra bir mağara adamı. Nazlı köşk ve müze arasında mekik dokurken geçmişin gizemlerinin, zenginliğinin de farkına varıyor.

Bütün bunlar size fazla karmaşık ya da gerçeküstü mü geldi? İçinde bir sürü karakter, gizem, macera, yaşam barındıran, zaman kavramı flulaşan bir hikâyeyi özetlemeye çalışınca öyle gelebilir tabii. Oysa bu ‘gerçeküstü’ dünyanın içine dalınca o kadar eğleniyorsunuz, o kadar öğreniyor, o kadar anlıyor, bazen o kadar özlüyorsunuz ki ‘gerçek’ oluyor. Gözünüzün önüne bildiğiniz bir köşk geliyor ve kitaptaki köşk oluveriyor bir anda. İlk vapura atlayıp Arkeoloji Müzesi’nin kapısından içeriye koşup firavunun iskeleti orada mı, keyfi yerinde mi kontrol ediyorsunuz. Müze’nin sakinlerine gülümserken Büst’ün söylediği güzel lied’leri, napolitenleri, aryaları duyuyorsunuz. Yeniden vapura doğru ilerlerken aklınız Müze’de kalıyor; “en yakın zamanda yine geleceğim” diye fısıldıyorsunuz geçmişin cansız tanıklarına… Vapurdan İstanbul’un büyüleyici silüetini izlerken, bütün o tarihi mekânlardaki yaşanmışlıkları hayal etmeye çalışıyorsunuz…

Nazlı Eray, “Karga Feramuz’un Aşkı” ile bu etkiyi bırakıyor işte okuyucusunda. Ve aslında “Gece Çiçeği İstanbul”, “Frej Apartmanı’nın Esrarı”, “Sihirli Saray” serisinde de aynı etkiydi bıraktığı. Gündelik yaşamımızın akışında farketmediğimiz İstanbul’un saklı güzelliklerini masalsı anlatımıyla gözlerimizin önüne seriyordu hepsinde. Hani kuşaklar boyunca duyduğumuz ve umarım duymaya devam edeceğimiz İstanbul’un güzelliğiyle ilgili anlatıları, kendi üslubuyla yeniden dillendiriyor usta yazar tüm kitaplarında. Çocukların ve gençlerin keşfetmesi, farkına varması, bizlerin de unutmaması, değerini bilmesi için sihirli dokunuşunu yapıyor.

Hikâyenin ana temalarından aşkı da unutmamak gerek. Aşkın imkânsızlığı, sınır tanımazlığı, kırılganlığı ve hangi zamanda olursa olsun yaşamlara etkisi kitabın her aşamasında kendini hissettiriyor. Yazar, aşkın görünmeyen tılsımlarına vurgu yaparken vazgeçilmezliğinin ve öneminin de altını çizmiş oluyor.

Aşk ve İstanbul’un büyüsüne kapılmamak mümkün değil galiba. Ama Nazlı Eray büyünün etkisini güçlendiriyor kalemiyle. Tıpkı İstanbul gibi hareketli, oyuncaklı, yorucu ama vazgeçilmez masalların içine sürüklüyor okuyucuyu. İstanbul kadar Nazlı Eray’ın eşsiz hayalgücünün ve soluksuz kurgusunun da bağımlısı oluyorsunuz. Neyseki, Karga Feramuz’un ve Nazlı’nın bütün gizemli arkadaşlarının gönlümüzde taht kuracağını biliyor yazar, maceranın devamı için açık bırakıyor kapısını. Ben o kapıdan seve seve girerim içeriye yine. Gerçekle masalın iç içe geçtiği İstanbul’un sokaklarında geçmişle bugün arasında kaybolurum. Nazlı’nın söyledikleri çınlar kulağımda; “Ben hızla büyüyordum o sonbahar. Ama Karga ile Agrippina’yı aynı dünyanın varlığı olarak doğallıkla kabul edecek yaşı henüz geçmemiş olmalıydım. İkisi de çok doğal geliyordu bana. Bu başka bir kafa yapısıydı. Bunu yitirince insan iyice büyüyor, yaşlanmış oluyordur belki de.”

Evet, büyüdüm ben. Ama Nazlı Eray’ın ‘başka kafa yapısı’ aklımı çeliyor. Takılıveriyorum masallarının peşine dönüyorum gençliğime, çocukluğuma hem de bu zamanda…

http://www.remzi.com.tr/kitapGazetesi.asp?id=3&ay=12&yil=2011&bolum=14

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s