Fantastik Mortimus Clay’in dünyası

Söze nereden başlayacağımı bilemiyorum bu kez. Hem bir dolu sözüm var söyleyecek, hem de hiç yok gibi. Arada deredeyim yani. Fantastik edebiyat seven ve sevmeyen iki kişiyiz biz evde. Ben sevmeyen cephesindeyim; ama reddeden değilim. Sevdiğim fantastik romanlar yok değil. Belki biraz daha seçiciyim. Fantastik edebiyatın klişelerinden yoruluyor, sıkılıyorum. Bir noktadan sonra, yazılan her şey aynıymış hissi uyandırıyor bende. Bu da mesafeli yaklaşmama neden oluyor.

Elimdeki yepyeni serinin ilk kitabını evdeki fantastik sever seçti okumam için. Kabul ediyorum, gönülsüz çevirdim sayfaları; ama iyi başladı ve umutlandım. “Bir dolu ödülü boş yere almamış sanırım,” diyerek devam ettim. Fakat ilerledikçe klişeler bir bir kendini göstermeye başladı: Kasvetli, ürkütücü bir ülkede yaşayan kötüler ile aydınlık, tılsımlı bir ülkede yaşayan iyiler… Bu iki ülke dışında kalan yaşam alanlarının belirsizliği, ulaşılmazlığı… Karakterlerin geçmiş kokan, tuhaf, gizemli isimleri; Epiktetus, Ichabod, Paracelsus gibi. Sırf bu ‘üstat’ların bilge kişiliklerinden dolayı ‘felsefi’ olarak tanımlanan hikâye. Tabii ki felsefi olacak; birileri habire iyi, güzel, doğru, ahlaklı, adaletli ve barış dolu bir yaşamı savunur ve kalıcı kılmaya uğraşırken; birileri kötüyü, karanlığı, eşitliksizliği, adaletsizliği, mutlak gücü savunuyor. Ve kötüler her zamanki gibi ‘kaybeden’ oldukları için bu psikolojiyle kötülüğün dozunu iyice yükseltip ‘kazanan’ olmak için savaşıyorlar. Tahmin edersiniz ki bu çatışmada kararsızlara yer yok; mutlaka taraf olmak zorundalar. Ama akılları karışabilir, kandırılabilir, yanlış yapabilirler. Sonunda bunun cezasını da çekerler. Bütün fantastik hikâyelerde bu böyle değil mi zaten?

Mortimus Clay’in “Gizem Çemberi” serisinin ilk kitabı “Karanlıklar Ülkesi” de gençler için kaleme alınmış tipik bir fantastik roman. Kahramanımız Trevor Upjohn, kendisi gibi Hayaladamlar tarafından çalınan çocuklarla birlikte Karanlıklar Ülkesi’nde yaşıyor. Adından da anlaşılacağı üzere karanlık, ürkütücü bir tür hapishane aslında Karanlıklar Ülkesi. Çocuklar bir zamanlar aileleriyle birlikte yaşadıkları evlerinden Hayaladamlar tarafından çalınarak getirilmişler buraya. Ülke bir zamanlar insan olan, ama başına gelen bir olay nedeniyle korkunç, karanlık bir yaratığa dönüşen Lucian tarafından yönetiliyor. Çocuklar sanki hep buradaymış ve burada yaşayacaklarmış gibi eğitiliyorlar. ‘Ev’, ‘aile’ gibi sözcükler hakaret sayılıyor ve hayal meyal geçmişini hatırlayıp da bu sözcükleri söyleyen çocuklar Kiler denen bir çeşit zindana götürülüyor. Kahramanımız Trevor da rüyasında hep ‘ev’ini görüyor ve bir gün derste birdenbire rüyasından söz ediyor. Bunun üzerine etrafı Hayaladamlarla sarılıyor, ama Kiler’e götürülmeden önce arkadaşı Maggie ve köle Epiktetus’le konuşma şansı oluyor. Onların aslında geçmişini anımsayan çocukları bu korkunç yerden kurtarmaya çalışan casuslar olduklarını öğreniyor. Kiler’de kendisine gizemli güçleri olan fare Zefir yardımcı oluyor ve Trevor Karanlıklar Ülkesi’nden kaçarak Hakikat Bölgesi’ne ulaşıyor. Esnaf Birliği’nin bilge üstatları tarafından idare edilen Hakikat Bölgesi saklı bir cennet neredeyse ve meyveleri sihirli hakikat ağacı tarafından korunuyor. Lucian’ın hain planlarına karşın direniyor, ama tahmin edebileceğiniz gibi olaylar kaçınılmaz bir şekilde iyiler ile kötüleri karşı karşıya getiriyor.

“Karanlıklar Ülkesi”, fantastik edebiyatı sevenler için yepyeni bir vaha muhtemelen. Aldığı ödüller ve övgüler bunu gösteriyor. Mortimus Clay’in romanını bazı filozoflarla ilişkilendirme çabaları dikkat çekiyor. Örneğin, gençler için kaleme aldığı fantastik-gerilim türü kitaplarla tanınan Amerikalı yazar R. L. Stine ile Plato karşılaştırmalarının ucu Clay’e kadar uzanmış. Stine’la da, Plato’yla da bağlar kurulmuş. Ayrıca kitabın orjinal adı “The Purloined Boy/Çalıntı Çocuk” olmasından dolayı Edgar Allen Poe ile de bir lişkisi olduğuna kadar vardırmışlar meseleyi. (Poe’nun tanınmış dedektiflik öyküsü “The Purloined Letter”a gönderme olduğu söylenmiş!) Ben o kadar derinlikli olduğunu düşünmüyorum romanın. Korku ve kötülük dozu iyi dengelenmiş, akıcı bir dilde yazılmış; ama işte bütün klişeleri de dibine kadar kullanmış enteresan denebilecek bir hikâye. Daha doğrusu uzun bir giriş. Bir olay örgüsünden çok karakter ve durum analizi aslında ilk kitap. Kahramanımız Trevor’la tanıştık. Maggie ve kötü çocuklarla da. Trevor belki de olayları henüz kavrayamadığından oldukça serinkanlı ve bir kahraman için epey geri planda. Maggie ise akıllı ama yaşından büyük işlere kalkışmaya, başına bela açmaya meyilli, inişli çıkışlı bir kız. Kız olduğu için tehlikeli ve liderlik gerektiren durumlardan uzak tutulmaya çalışılıyor, o da haklı olarak bu duruma isyan ediyor. (Bakın bir klişe daha; kahramanımız kıvrak zekâlı, cesur bir erkek ve tabii ki olayların içinde hoşlandığı bir kız var!) Şu anda elimizde, serinin Karanlıklar Ülkesi’ndeki tüm çocukların kurtarılması üzerine kurgulandığı bilgisi var sadece. O nedenle hikâyenin gerçekten pırıltılı, derinlikli ve dinamik olup olmadığını devamında göreceğiz aslında.

Kitabı elime aldığımda ilk dikkatimi çekenin yazarın adı olduğunu da söylemeden edemeyeceğim: Mortimus Clay. Fantastik bir roman okumaya hazırlanırken yazarın adının Mortimus olması hayli şaşırtıcı bir durumdu benim için. Araştırınca kendisinin de ‘gizemli’ bir fantastik karakter olduğunu öğrendim. Nam-ı diğer Morty, başka bir dünyanın insanı ama bu dünyaya da çok iyi ayak uydurmuş! Açıkçası Morty’nin kendisi için kurguladığı hikâye romanın kendisinden daha ilgi çekici geldi bana. Sizin de ilginizi çekeceğinden eminim.

Son olarak kitabın orijinal adı “Çalıntı Çocuk” çok daha dikkat çekiciyken neden “Karanlıklar Ülkesi” gibi sıradan bir adın tercih edildiği aklıma takıldı. Orijinal kapak resmi de içeriği çok daha iyi yansıtıyor ve türün meraklıları için daha çekici olduğu kesin. Amerika’da ikincisi yayımlanan serinin devamında, yayınevi bu detaylar konusunda daha titiz davranır diye umuyorum.

http://www.remzi.com.tr/kitapGazetesi.asp?id=3&ay=1&yil=2012&bolum=14