Zeytini kuşlar diker

M.Ö. 4000 yılları. Doğu Akdeniz’de denize nazır tepelerde bir delice çalı varmış. Bu delice çalı binyıllarca kıyılara, tepelere yayılmış da yayılmış. Küçük yeşil meyveleri de varmış, ama insanlar önceleri bilmiyorlarmış bu meyvelerin gücünü, şifasını, büyüsünü. Kim bilir ne zaman keşfetmişler bu meyvelerin de yenilebileceğini ve daha verimli, lezzetli hale gelebileceğini. İşte o gün bugündür zeytin özellikle Akdeniz ülkelerinin yaşam kaynağı, vazgeçilmezi olmuş, çeşitlenmiş, çoğalmış, güzelleşmiş. İnsanlar bu güzel ağacı/meyveyi baştacı etmiş, efsaneler, yaşanmış hikâyeler anlatmışlar çağlar boyunca birbirlerine. Günümüze kadar gelmiş bu anlatılar. Kitaplara konu olmuşlar. Kitapların birinde zeytini kuşların diktiği anlatılmış küçük bir kız çocuğu tarafından. Bu kızın annesi zeytin ağacına inanırmış. Annesiyle tanıştıktan sonra babası da inanmaya başlamış zeytin ağacına. Gel zaman git zaman küçük bir zeytinlikleri olmuş. 62 ağaç varmış bu zeytinlikte. Ama onlar o kadar meraklılarmış ki köylülerden, arkadaşlarından ve çevrelerindeki uzman kişilerden zeytinciliğin nasıl yapılacağını öğrenmişler ve kısa sürede 400 tane sağlıklı ağaçları olmuş. Anne de baba da doğal tarıma inanıyor, zeytinliklerinde hiç kimyasal ilaçlar kullanmıyorlarmış. Daha zorluymuş böylesi, ama çok daha sağlıklı ve bereketliymiş. Yılın yarısını çiftliklerinde geçiriyorlarmış. Küçük kızları Selin ve arkadaşları da zeytinin mucizelerine tanık oluyorlarmış çiftlikte. Sonunda Selin bir zeytin günlüğü tutmaya başlamış. Gördüğü, duyduğu, yaşadığı her şeyi yazmış, çizmiş günlüğüne. Günlük o kadar güzel bilgilerle dolmuş ki, zeytine tutkun anne bu bilgileri kitap haline getirip herkesle paylaşmaya karar vermiş. Selin ve babası bu fikre bayılmışlar. Baba kitapta anlatılacak her şeyin fotoğrafını çekmiş. O güne kadar öğrendikleri her şeyi sevgiyle anlatmışlar, fotoğraflamışlar kitapta. Bir iş sevgiyle yapıldığı zaman nasıl parıldarsa kitap bittiğinde de öyle parıldıyormuş.

Evet, mutfak kültüründe örneğine çok rastladığımız kitaplardır bir ürünü anlatmak. Ekmek kitapları vardır, peynir, zeytin, şarap, kahve kitapları vardır, bilirsiniz. Yemek kültürüne meraklıysanız kayıtsız kalamazsınız bir çoğuna. Ama elimdeki kitap, zeytinle ilgili bir kitap olmakla birlikte türlerinden çok farklı. Kapağından, adından sezinliyorsunuz farkını, sayfaları çevirmeye başladığınızda ise başka bir anlatının içinde olduğunuzu anlıyorsunuz. Ayşe Aktül – Schafer’in kaleme aldığı, Bernd Schafer’in fotoğraflarını çektiği “Zeytini Kuşlar Diker” kitabından söz ediyorum. Anladınız, yukarıda hikâyesini anlatmaya çalıştığım, şu parıldayan kitaptan.

Bu kitabı özel kılan, zeytini Ege yöresine ve Akdeniz ülkelerine özgü pek çok geleneksel yaşam kültürüyle iç içe geçirerek, o yaşamın bir parçası, hatta o yaşamın kaynağı olarak aktarması bize. Aynı zamanda Schafer Ailesi’nin yaşamının kaynağı olması tabii. Daha da özel kılan yazarın tüm bunları kızı Selin’in ağzından anlatması gerçekten. O nedenle zeytinle ilgili olsanız da olmasanız da çekici bir kitap bu. Çocuğunuz ile birlikte okuyabileceğiniz masal tadında bir anlatı çünkü. Masalın kahramanı zeytin!

Zeytin’in nerelerde, ne koşullarda yetiştirildiği ve tüketildiği gibi istatistik bilgilerden, üretim aşamalarına, hatta zeytin zararlıları ve bunlarla mücadeleye kadar zeytincilikle ilgili oldukça yararlı bilgi içeriyor kitap. Bu bilgiler hep uzmanların görüşleri, deneyimleri eşliğinde aktarılıyor. Zeytin üreticiliği ile ilgili bu temel bilgileri alırken Schafer Ailesi’nin Ege köylerinde ve kendi zeytinliklerindeki günlük yaşam pratiklerine de sahne oluyoruz. Bir gün Urla yakınlarındaki Klazomenai Antik Kenti Zeytinyağı İşliği’ne gidiyorlar. İşlikte çocuklar eski usülle zeytinyağı çıkarırken sanki onlarla çalışıyormuş hissine kapılıyorum ben de. Sonra başka bir gün zeytinliğe dönüştürülmüş eski bir maden ocağının yolunu tutuyorlar; epey maceralı bir yolculuk oluyor bu. Bir başka gün Atina’ya düşüyor yolları. Orada da bir zeytin hikâyesi karşılıyor onları. Tanrıça Athena’nın zeytin ağacını nasıl Yunanistan’a getirdiği ve nasıl barışın simgesi olduğunu öğreniyoruz bu hikâyeden. Ardından diğer mitolojik öykülere karışıyoruz bir süre. Ne kadar güzeller hepsi de. Bir de çoğu unutulmaya başlamış geleneksel yaşam hikâyeleri var kitapta ki, benim için en hoş anlatılar bunlar oldu. Ege köylerindeki hıdrellez şenlikleri, banyo suyuna atılan kır çiçekleri ile çocuklara yaptırılan bahar banyoları, sünnetlik zeytin ağaçları, zeytin dallarına asılan boyanmış yumurtalar… Ve sonunda kuşların diktiği zeytinler…

Daldan dala mı atladım? Kitapta da zeytinin dalları arasında oradan oraya atlayan, her dalda başka bir bilgi, başka bir yaşanmışlık var çünkü. Hangi birini anlatacağımı şaşırdım. Selin’in harika zeytin takviminden söz etmeyi unutmuşum örneğin. İyisi mi siz bu kitabı edinin, çoluk çocuk okuyun ve güzel bir Ege tatili planlayın kendinize. Köylere girin, kitaptaki yaşamları kendi yaşamınıza katmanın yollarını arayın. Çantanızda su, ekmek ve zeytin olsun yeter.

Bu yazı ilk kez ÇEKÜL Vakfı’nın Kilittaşı dergisinin 5. sayısında yayımlanmıştır.

Asi ruhlara öyküler

Bir çocuğun asi olması hoşunuza gider mi? Büyük çoğunluğun yanıtının “hayır” olduğunu duyar gibiyim. Ama bu sizin elinizde olan bir şey değil ki! İnsan doğasında olan bir şey asi olmak. Çocuk içindeki isyankâr ruhu ilk kez 2 yaşında ortaya çıkardığında anne baba hafiften şaşırsa da cidddiye almaz çocuğunu. 6-7 yaşlarına geldiğinde bir kez daha açığa çıkar o isyankâr ruh. Anne baba ne yapacağını şaşırır. Tam da okul çağı; yani kurallara/sisteme uyum zamanıdır. Nereden çıkmıştır bu asi haller, öyle değil mi? Dört koldan önlemler alınır ve yatıştırılır çocuk. Gerçekte uykuya yatar o asi ruh sadece. Ergenlik zamanı öyle bir uyanır ki uykusundan, artık kimse tutamaz o isyankârı. Peki nedir çocuğun/gencin isyan ettiği? Hepimiz biliyoruz aslında, çünkü yaşadık. Evet, özetle düzene isyan eder çocuk. Özellikle de onların dünyasının tamamını kaplayan eğitim sisteminin dayattığı düzene. Sadece ve sadece çalışılması gereken dersler ve başarılı olunması gereken sınavlar silsilesi ile örülmüş yaşamları bunaltır çünkü onları. Bu baskı yetmiyormuş gibi uzatılamayan saçlar, giyilemeyen rengârenk ayakkabılar, giysiler, koşulamayan, top oynanamayan okul bahçeleri, üzerinde yürünemeyen çimenler, yaratıcılıktan, eğlenceden uzak müfredat, arkadaşlar arasındaki sosyal adaletsizlik ve her türlü eşitsizlik. Sanki biz öğrenciyken bunlara isyan etmemişiz gibi dayattıkça dayatırız bunaltıcı kuralları çocuklarımıza. Daha çocukken ruhumuza ters düşen bu baskıcı düzen, büyüdükçe ağlarını daha sık örerken sanki bizi asiliğe yöneltmezmiş gibi bastırmaya çalışırız çocuklarımızın sesini.

Çocuklarımıza güçlü olmayı, hakkını savunmayı, başkalarına saygıyı, hoşgörüyü, adil bir düzeni öğretmeye çalışırken, her türlü adaletsizliğe karşı sesimizi yükseltmekte çekimser kalarak çelişiyoruz kendimizle. Hepimiz sorguluyoruz dünyadaki dengeleri, eğitim sistemini, sindiremiyoruz içimize ama bir taraftan da çocuklarımıza sisteme uyum sağlamaları gerektiğini söylüyoruz. Sorun çıkartmamalarını istiyoruz. Oysa onlar bizim gösteremediğimiz cesareti gösteriyorlar çoğu kez. Bazen sessiz bazen cayır cayır isyan ediyorlar. Bu isyan karşısında üç maymunu oynamak yerine yanında yer almak gerekiyor çocukların/gençlerin. Onlardan feyz alıp gerektiğinde çatışmak gerekiyor. Bir orta yol bulunacaksa terazinin kefesi hep sistemden yana yatmamalı. Bu ancak açık fikirlerle, yüreklerle olur, ama bu yolu bulmak için de çaba harcanmalı. Kendi başımıza bunu nasıl yapacağımızı bilemediğimiz zaman uzmanlara başvurduğumuz gibi kitaplara, sanata, edebiyata başvurmak da iyi bir çözüm. Sanat da tıpkı çocuklar gibi doğası gereği asi çünkü. Özgür ruhlu ve açık fikirli.

Çocuk edebiyatı konusunda hem akademik çalışmaları hem de kitapları olan Julia L. Mickenberg ve Philip Nel’in derlediği “Asi Çocuklara Öyküler – Radikal Çocuk Edebiyatından Seçme Parçalar” adlı kitap da bir başvuru kitabı. Özgür ruhlu ve açık fikirli. 20. yüzyılın başından 1980’lere uzanan bir zaman diliminde, farklı yazarların kaleme aldığı ve farklı ilüstratörlerin resimlediği gerçek yaşam öykülerini ve edebi hikâyeleri içeren bulunmaz bir ilham kaynağı.

New York Üniversitesi Yayınları’nca 2008 yılında yayımlanan ve 2010’da ikinci baskısını yapan kitap, Mickenberg ve Nel’in seçilen metinleri günümüze yakınlaştıran açıklayıcı ön yazılarıyla basılmış. Ancak Türkçe çevirisinde hem tüm seçkiye hem de bu açıklayıcı yazılara yer verilmemiş. Bu nedenle Türkçesi bazı soru işaretleri barındırıyor. Örneğin, her ne kadar asi çocuklara dense de her yaş okuyucuya hitap ettiğini düşündüğüm kitaptaki metinlerin bir kısmı ‘eski’ kokuyor açıkçası. Biz eskiyi bildiğimiz için tamamlayabiliyor, anlayabiliyoruz belki, ama tüketim çağına doğmuş çocukların/gençlerin bu bağı kurabilmesi biraz güç. Bu da gençlerin ilgisini azaltabilecek bir unsur. 1910’larda, 1930’larda, 40’larda yazılmış sosyalist metinleri, işçi sınıfının mücadelesini, fakir-zengin arasındaki derin uçurumu yaşadığımız zamanın koşullarıyla şimdiye evriltmek kolay değil ne de olsa! Orijinal dilinde editörlerin bu bağı kurmakta üstlendiği rolü Türkçede ebeveynlerin kurması gerekiyor bu durumda. Ya da çok kararlı ve meraklı genç okuyucular olmak ve biraz kitap, internet araştırması yapmak gerekiyor.

Öte yandan, bu yanıyla sorunlu görünse de varolan düzeni sorgulatması, okuyucuyu düşünmeye teşvik etmesi ve içinde harekete geçme isteği uyandırabilmesi açısından kesinlikle önemli bir kitap “Asi Çocuklara Öyküler”. Kimi hikâyeler kavramsal ve anlaşılması zor kimisi masalsı, duyarlı ve düşündürücü. Bu yanıyla birbirini bütünleyen, destekleyen, kışkırtıcı ve ufuk açıcı bir seçki. Kapitalizmin dayatmalarından ekolojik sorunlara, cinsel ayrımcılıktan ırkçılığa, kısacası insan haklarına, eşitsizliğe, adaletsizliğe karşı duyarlı ve güçlü insanların isyankâr seslerini haykırıyor. Elbetteki politik bir duruşu var kitabın. Yüzyıl başından günümüze dünya düzeninin, egemen güçlerin çok da değişmediğini gözler önüne seriyor. Küreselleşmenin gerçekleriyle uyumsuzluk gösteriyor. İnsana ve doğaya değer veriyor. “Neden? diye sorun ve sormaktan hiç vazgeçmeyin” diyor.

“Kirlenmeye ve kirletenlere karşı,
insan hayatını hiçe sayan
büyük şirketlere karşı
savaşma isteğini içinizde duyuyorsanız,
siz de bir kahramansınız demektir,” diyerek yüreklendiriyor.

Anlayacağınız sadece Türkiye için değil, dünya için de radikal ve aykırı bir kitap. Daha önce de belirttiğim gibi herkes için bulunmaz bir ilham kaynağı. Hiçbir şey için hiçbir zaman geç olmadığını anımsatıyor. Bu nedenle de her yaş grubundan okuyucunun ilgisini hak ediyor.

http://www.remzi.com.tr/kitapGazetesi.asp?id=3&ay=5&yil=2012&bolum=14