Yazı kategorisi: çocuklu olmak

Çocuklarla hayatımız masal

Masallar karmakarışık, anlaşılmaz tekerlemelerle lafı dolandıra dolandıra başlar ya genelde, ben bodoslama giriyorum lafa: Kim şu hepimizin bildiği klasikleşmiş masalların çocuklar için yazıldığını söylemişse yalan söylemiş bence. Tamam gerçeküstü olaylar, kahramanlardır masalları masal yapan ama sorarım size bildiğiniz hangi masalı yatmadan önce çocuğunuza okumak istersiniz? Kurdun mideye indirdiği Kırmızı Başlıklı Kız’ı mı, hep genç kalmak isteyen cadının kuleye hapsettiği Rapunzel’i mi yoksa sonunda alevler içinde yok olup giden Kurşun Asker’i mi? Hansel ile Gratel’e, Karlar Kraliçesi’ne, Oz Büyücüsü’ne, Harikalar Diyarındaki Alice’e, Sinbat’a hiç girmiyorum bile. Evet, hepsi mutlu mutlu bitiyor bu masalların, ama sona gelene kadar kahramanların her biri diğerinin kuyusunu kazıyor, içimiz kıyım kıyım kıyılıyor zaten, sonu mutlu olsa ne olur?

Yüzyıllardır anlatılıyor, söyleniyor, okunuyor, şimdi sana ne oluyor diyebilirsiniz. Ben de çocukken hiç şikayet etmiyor, yaratılan gerçeküstü diyarlara bırakıveriyordum kendimi. Ama biz saf çocuklardık kabul edelim. Bize ne verilirse hap gibi yutuyor, peki o ne demek, peki böyle olursa şöyle olmaz mı gibi sorular sormuyor, kurcalamıyorduk. Şimdiki çocuklar öyle mi? Peki ama kurt hepsini yiyince ölmüyorlar mı, ya da kurdun karnını kesince canı acımaz mı? gibi saçma sapan sorularla masalın tüm büyüsünü bir anda yok ediyorlar. Bazı aklı evveller -yayınevleri- yüz yıllık masalları şiddetten arındırıp, büyükanneyi, kırmızı başlıklı kızı dolaba tıkıp, kurdu da sonunda hayvanat bahçesine yollayabiliyorlar gerçi! Bu hamle bırakın masalın büyüsünü bozmayı masalı çöp ediyor resmen. Böylesini hiç okumamış olmayı tercih ediyorsunuz. Yok çözüm bu değil! Andersenler, Grimm Kardeşler, La Fontaineler dursun yaşamımızda. Yeni kuşak yazarlara, tiyatroculara, sinemacılara ilham vermeyi sürdürsünler, ama zamane çocuklarını bizler kadar heyecanlandıramadıkları kesin. Çünkü yeterince eğlenceli değil hiçbiri. Bütün o prototip kahramanları, ürkütücü ama mantıksız olaylar dizisi, cinsel kodlamaları ve ille de mutlu sonları ile hep bir şey öğretme derdi var topunun. En olağanüstüsü bile didaktik! Hatta artık klişe! Okuduktan ya da anlattıktan sonra bir düşüncedir alıyor çocukları. Devler, periler, büyücüler, hatta prensler, prensesler iyi de, aslında birinin diğerinden farkı olmadığını bir süre sonra tüm çocuklar keşfediyor ve daha eğlenceli ve farklı maceralara yelken açmak istiyorlar haliyle.

Yeni masallar da öyle şahane ki gerçekten, “ne yapayım Külkedisi’ni” dedirtiyor insana. (Sinema sektörünün tüm masal kahramanlarını Shrek’in maceralı, eğlenceli, yaratıcı diyarında buluşturmasına ya da Rapunzel’i, Çizmeli Kedi’yi, Külkedisi’ni baştan yaratmasına şaşmamak gerek! Ne yalan söyleyeyim bu hallerini tercih ediyorum.) Türkiye’ye de uğrayan yeni durumlardan biri de usta yazarlara çocuk kitapları yazdırmak biliyorsunuz. Çocuk kitapları engin bir deniz zaten, ama masal diyorsak eğer, merceğe almak gereken birkaç usta var: Umberto Eco, Italo Calvino, Nazlı Eray gibi.

Artık yazdıklarına masal mı dersiniz -ki bence kesinlikle öyle- öykü mü roman mı bilmem ama asla ve asla vazgeçemeyeceğim kahraman yazarlarımız var bir de: Gianni Rodari ve Roald Dahl gibi. Onların olağanüstü hayalgüçlerinden mahrum kalmayı düşünemiyorum bile!

Bunların hepsini biliyorsunuz siz zaten; ama büyük olasılık yeni masal kraliçemizi tanımıyorsunuz: Julia Donaldson. İlüstratör Axel Scheffler ile yaptığı işbirliğinden ortaya çıkan masalların her biri ayrı bir dünya. Feminist prensesler mi ararsınız, kolaylıkla aldatılabilen canavarlar mı yoksa yufka yürekli cadılar mı? Madonna’nın sıkıcı masallarının aksine Julia Donaldson’un lirik masalları şerbet gibi. Yıllar yıllar sonra onun masalları da dilden dile anlatılabilir, ama resimleriyle birlikte kitaplar öyle güzel ki sanıyorum okumak her zaman daha iyi bir seçenek.

Ayrıca günümüz anne babalarının yatmadan önce çocuklarına anlattığı uyduruk masallar da bir harika bence. Çocuklar tekrar tekrar, hiç bıkmadan bunları anlatmamızı istediklerine göre! Olsun ben yine uyduruklar yerine son sözü Julia Donaldson’un en sevdiğimiz kahramanı Tostoraman’a bırakıp huzurlarınızdan ayrılıyorum. (Ama söylemeden edemeyeceğim, yeni masallar da o kadar eğlenceli ki çocuklara yatmadan önce okumak için yine uygun değiller galiba. Bu sefer de kıkırdamaktan uyuyamıyor -ya da okuyamıyor- ve kitap okuma zamanını uzatıyor da uzatıyorlar çünkü. Peki gece kabuslarla uyanması mı, uykuda gülümsemesi daha iyi. Yanıt belli. Devam o zaman.)

“Ama kim bu yaratık, korkunç pençeli

Hem de korkunç dişli, korkunç çeneli?

Yumru yumru dizli, çapa tırnaklı yaban

Burnunun üstünde de zehirli bir çıban.

Gözleri turuncu diliyse siyah;

Sırtı mor dikenli boydan boya.

İmdat! Aman!

Bu bir Tostoraman!”

(Eee, tamam. Sadece bu kadarını okuyunca bu da biraz korkunç gibi geliyor,  ama bu biraz da canavarlara nasıl baktığınıza bağlı sanırım. İsterseniz önce “Ev Canavarları 1 ve 2” ile başlayın. Evinizde ne kadar çok canavarla birlikte yaşadığınızı anlayınca Tostoraman o kadar da korkunç gelmeyecek emin olabilirsiniz!)

Bu yazı ilk kez Karga Mecmua‘nın Temmuz 2012 sayısında yayımlanmıştır. 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s