Yazı kategorisi: çocuk/gençlik edebiyatı

Deneyimlerden oluşan kudretli bir kule

“Ben sizin bu tarih kitabından birbiri ardına sıralanan olaylardan daha fazlasını öğrenmenizi istiyorum. Bütün tarihi olaylara hiçbir şeyi olduğu gibi kabul etmeyecek bir zihin yapısıyla yaklaşmanızı diliyorum. ‘O zamanlar şunlar şunlar oldu,’ gibi anlatılar sizi tatmin etmesin. Her hareketin arkasındaki gizli güdüleri keşfetmeye çalışın, o zaman çevrenizdeki dünyayı çok daha iyi anlar, başkalarına yardım etmek için daha çok fırsat bulursunuz. Bu da yaşamın en anlamlı yönüdür.”

Hollanda kökenli Amerikalı tarihçi Hendrik Willem van Loon 1944 yılında yaşamını yitirmesine karşın, günümüze kadar etkisini koruyan, gençler için kaleme aldığı “İnsanlık Tarihi” adlı kitabında meseleyi bu şekilde özetliyor. İlk olarak 1921 yılında basılan kitap, benzer tarih kitaplarında hep yapıldığı gibi yazar ölene dek genişletilmiş yeni baskılar yapmış. Sonra bayrağı yeni tarihçiler almış; önce Dr. Edward C. Prehn, Prof. Paul Sears ve öğretim üyesi Edwin C. Broome, 1984 yılından sonra ise Yale Üniversitesi profesörlerinden John Merriman. Hendrik Willem van Loon’un olabildiğince tarafsız ve hoş bir dille gençlere aktarmaya çalıştığı insanlık tarihini, onun yazdığı kısımdan devamla 2000’lere kadar getirmişler. Kitap bu gelişim sürecinde “İçinde resim olmayan bir kitap ne işe yarar ki?” diye soran harikalar diyarındaki Alice’i dinleyerek resimlenmiş. Hatta son baskıda resimleri Van Loon’un yeğeni Dirk van Loon çizmiş.

uygarlikBunca serüvenin sonunda “Gençler İçin Uygarlık Tarihi” adı altında Türkçe’ye çevrilerek Türkiyeli gençlerin de ilgisine sunulmuş. Hemen söyleyeyim ilgiyi kesinlikle hak eden bir kitap. Kalınlığı hiç gözünüzü korkutmasın, çünkü “Tarihi gerçekler bu kadar ilginç ve eğlenceliyken, peri masalları okumaya gerek var mı?” diye soran Henrik Willem van Loon’a sonuna kadar katılıyorum. Şu ana kadar tarihe çok da meraklı olmayan biri olarak sizlere tanıtmak için elime aldığım kitabı, içindeki ‘masalları’ bildiğim için ayrıntıya girmeden tarayabileceğimi sanmıştım. Ancak önsöz’le başlayan anlatım ne yalan söyleyeyim hemen kavradı beni ve bir baktım basbayağı okuyorum her satırını; hem de büyük bir merakla. Yazarın bakış açısı kadar akıcı dili ve satır aralarındaki yorumları bu merakı tetikledi tabii. Yorumlar tarihi olaylara değil, bütünü kavramaya yönelikti elbette.

Okullarda okutulan tarih kitapları bu kadar keyifli olsaydı hepimizin tarihe olan ilgisi çok daha fazla olurdu eminim. Tarihi olabildiğince tarafsız okuyabilen bir yaklaşım, bugünün politikalarını  biraz daha bütüncül bir pencereden kavramamıza yardımcı oluyor çünkü. O yüzden okullarda –ve sonrasında- bize öğretilenin değil, tarafsız/gerçek bilginin peşine düşmek gerektiğini biliyoruz. Değişime gebe dünyamızda gençler kadar biz yetişkinler için de önemli bu. Bu noktada elimdeki kitap biraz daha değer kazanıyor. Hedefi gençlere sorgulayarak, didikleyerek tarihi öğretmek. Ancak yetişkinler için de şimdiye kadar öğrendiklerini bir tarafa koyup biraz daha araştırmacı olmalarına, onların da didiklemelerine vesile olabilir belki.

Öte yandan Hendrik Willem van Loon’un ısrarla “insanlık tarihini anlatıyorum”u vurguladığı bu kitaba getirilecek büyük bir eleştirim var. O da Batılı pek çok meslektaşının yaptığı gibi odağına Avrupa’yı ve uzantısında da Amerika’yı almış olması. (Gerçi uzantı kısmı John Merriman’a ait.) Gaz ve toz bulutuyla başlayan tarihimizin başlarında Mısır ve Mezopotamya’ya giriyoruz elbette, çünkü tarihin başlangıcında bu kültürlerin insanlığa katkıları yadsınamaz. Ancak Roma İmparatorluğu’nun dünya hakimiyeti sonrasında mesele tamamen Batı’ya kitlenip kalıyor ve Doğu’da olan bitenler dinlerin doğuşuyla sınırlı kalıyor. Birkaç açıklama ve özürden oluşan bir bölüm var kitapta –evet böyle ilginçlikler barındırıyor kitap. Bu bölümde yazar; “Aslında tek bir kural var. Söz konusu ülke veya kişi veya sorun, olmadığı takdirde bütün insanlık tarihini değiştirecek yeni bir fikir üretti mi veya böyle bir eylemde bulundu mu? Kişisel zevke yönelik bir soru değil bu. Sakin, neredeyse matematiksel bir yargı,” diye tanımlıyor kitabı yazarkenki kriterini.

Tamam. Bu kriterle Batı’ya bakışı çok iyi anlıyoruz ve olabildiğince tarafsız olduğunu da kabul ediyoruz. Ama mesele “insanlık tarihi”yse gerçekten, aynı tarafsızlıkla Doğu’ya bakan bir tarih kitabına da ihtiyacımız var demektir! Ancak o zaman bütün tarihi olaylara hiçbir şeyi olduğu gibi kabul etmeyecek bir zihin yapısıyla yaklaşabilir ve dünyayı çok daha iyi anlayabiliriz gerçekten.

Bu kitaba John Merriman’ın katkı yaptığı, artık sonlara doğru “Küresel Bir Köy Olarak Dünya” bölümünde; “Uzak görüşlü olanlarımız ulusal sınırların sonunda zayıflayıp anlamsızlaşacağını düşünüyor. Diğer ülkelerin sorunları, kendi sorunlarımız olarak benimseyeceğimiz kadar yakınımızda olacak. İnsanlar arasında şüphe ve düşmanlık uyandıran farklılıklar azalmaya başlayacak. Dünya hiç olmadığı kadar tehdit altında, ama insanlık büyük bir felaketin, yeni bir dünya savaşının, aşırı nüfusun veya geri dönülemez kirliliğin önüne geçmek için çalışacak durumda. İnsan cesareti ve kararlılığı ile galip gelecek,” diyor.

İnsanın kültürel değerlerine bağlı yaşam deneyiminin önyargılarından arınmasını güçlendirdiğini varsayarsak ve neredeyse tüm savaşların sınırları genişletmek, daha güçlü ve zengin olmak için çıktığını düşünürsek epey barışçıl ve iyi niyetli bir söylem bu. Gerçekleşebilmesi için ortaçağ insanları gibi “uluslararası zihinli”, ama onlardan daha yenilikçi, değişime açık olmak gerekiyor sanırım. Ve bu kitabın yazarları gibi tarafsız, güçlü kalemler ile gençlerin daha çok rol üstlenmesi…

Neden mi? “Tarih, zamanın geçip gitmiş çağların uçsuz bucaksız çayırlarında kurduğu, deneyimlerden oluşan kudretli bir kuledir. Bu kadim yapının tepesine ulaşıp manzaranın tamamından faydalanmak kolay iş değil. Asansör yok ama genç bacaklar güçlüdür, bunu başarabilir,” de ondan.

http://www.remzi.com.tr/kitapGazetesi.asp?id=3&ay=8&yil=2013&bolum=15

Reklamlar