Hitler oyuncağımı çalabilir, ama çocukluğumu asla!

Dünyada bir gün savaşlar biter mi? İnsanın arsız hırsı, sonsuz güç, başarı ve zengin olma isteği var oldukça bitmeyeceğini hepimiz biliyoruz sanırım. Yirmi birinci yüzyılda hâlâ ‘gelişememişiz’! Sınırların, kültür farklılıklarının bir önemi olmadığına ikna olamadık hâlâ; daha da fenası, dünyanın sadece biz insanlara ait bir yaşam alanı olduğuna inanıyoruz. Ne yazık ki geçmişte yaşanmış birçok savaşın, katliamın insan olmayı göz ardı eden akıl almaz çıkarlar nedeniyle yaşandığını, hâkim güçlerin yalanlarının herkesi çemberine aldığını defalarca okumamıza, işitmemize, görmemize ve hatta bire bir yaşamamıza karşın ders almamaya and içmiş gibiyiz.

Ama çoğumuz gibi ben de insanlığın güzel bir değişim içerisinde olduğuna inanıyorum ya da inanmak istiyorum. Sonsuz acılar barındıran uygarlıklar tarihinin biraz yön değiştirmesinin, tarihten ders çıkartmanın zamanının çoktan geldiğini düşünüyorum. (Ah biz hayalperestler!) Geçmişin karanlık her sayfasını biraz daha aydınlatmak, unutmamak ve yaşananlardan ders çıkartabilmek için kaleme alınmış her kitabı da bu nedenle çok değerli buluyorum; hele de gerçekleri çarpıtmadan, tüm açıklığıyla aktarırken duygu sömürüsü yapmayanlarını…

hitleroyuncagimicaldiJudith Kerr’in “Hitler Oyuncağımı Çaldı” adlı kitabı böyle bir örnek. Yapım yılı 1971. Resimli çocuk kitaplarıyla tanınan ve sevilen bir yazar olan Judith Kerr’in çocukları, annelerinin çocukken Nazi Almanyası’ndan nasıl kaçtığını merak etmişler ve o da çocukları için bu romanı kaleme almış. Yazarın babası Alfred Kerr Almanya’nın tanınmış yazarlarından. Dindar olmasa da Yahudi bir aileden geliyor ve Hitler’in faşist yaklaşımını eleştiren yazıları nedeniyle Nazi Partisi tarafından hedef gösteriliyor. Babanın öngörülü biri olması Kerr ailesinin yaşamını kökünden değiştirmekle birlikte hayatta kalmalarına neden oluyor. Hitler seçimi kazanmadan hemen önce gizlice Almanya’yı terkediyor ve yeni bir yaşam kuruyorlar kendilerine. 2. Dünya Savaşı başlamadan da Almanya’daki Yahudilere karşı tavrını ortaya koyan Nazi Partisi’nin zulmünden kaçıp Avrupa’ya, Amerika’ya –ve hatta Türkiye’ye sığınan– yüzlerce Alman Yahudi ailesinden yalnızca biri Kerr’ler. Dolayısıyla biz romanda Hitler’in zulmüne değil, mülteci olmanın zorluklarına tanık oluyoruz. 9 yaşında bir kız çocuğunun gözünden, ülkesinde dışlanmış, istenmeyen olmanın hikâyesini okuyoruz. Önce Almanca konuşulduğu için İsviçre’ye giden aile, babanın yazdıklarını bastırabilmesi ve para kazanabilmesi için kısa süre sonra yolunu Paris’e çeviriyor. Dillerini bilmedikleri bu ülkenin okullarına uyum sağlamak ve başarılı olmak için iki kardeşin nasıl azimle çalıştıklarını, yazı yazmak ve piyano çalmak dışında bir şey bilmeyen bir anne babanın parasızlıkla nasıl baş edebildiklerini okuyoruz. Ve tam uyum sağlamaya başlamışken, ekonomik zorluklar nedeniyle bir kez daha dillerini bilmedikleri başka bir ülkeye yerleşme kararlarına şahit oluyoruz.

Kitabı okurken kendimi bu kitabı okuyacak çocukların yerine koymaya çalıştım, ne olsa çok eskimiş bir hikâye. Ama Judith Kerr’in bu eski hikâyesi gerçek aynı zamanda. Bu nedenle tatlı tatlı yazılmış bir çocukluk hatırasından çok daha öteye geçip, günümüzde hâlâ geçerli olan ‘öteki’ olma halinin zorluğunu yansıtan çarpıcı bir roman olabilmiş. Tarihin karanlık sayfalarından birini çocuksu bir yaklaşımla aydınlatabilmiş. Anne babalarının öngörülü yaklaşımı, zorluklara rağmen bir arada kalmaya çalışmalarının etkisiyle, iki akıllı ve güçlü çocuğun, Hitler’in neden kendilerine bu kadar düşman olduğunu anlayamasalar da çocukluklarını ellerinden almasına izin vermeyişini, mülteci de olsalar yaşam hakları olduğunu sonuna kadar savundukları “Hitler Oyuncağımı Çaldı” romanını eminim sizler de severek okuyacaksınız.

Tabii kitapta yazarın babasının dediği gibi, “Hayatı boyunca tek bir yerde yaşayan insanların ait olduğu şekilde olmayacağız. Ama bir sürü yere bir parça ait olacağız ve bence bu daha iyi olabilir,” diyen ve yoluna şanslı bir şekilde devam edebilen bir mülteci ailesinin hikâyesi bu. Ve biliyorsunuz şansı yaver gitmeyenler de var.

Bu yazı ilk kez İyi Kitap‘ın 57. sayısında yayımlanmıştır.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s