Bir dev, rock yıldızı olursa…

DEVIN.SARKISI-1

 

Reklamlar

Vazgeçilmez bir arkadaş gibi…

Daniel Pennac Türkiyeli okurun –hem yetişkinlerin hem çocukların– aşina olduğu bir yazar. Polisiye romanlar, okuma üzerine denemeler ve çocuk kitapları yazıyor. Benjamin Malaussène ya da Kamo gibi tanınmış karakterlerin yaratıcısı. Fas doğumlu Fransız yazar, hem son derece eğlenceli, hem gerilimli, hem de felsefi hikâyelere imza atabilen güçlü bir kalem. Çocuklarla iletişimini hiç kesmeyen insanların, yaşamı daha farklı algıladığını düşünen biri olarak şunu söylemeliyim; aynı zamanda öğretmenlik yaptığı için yaşamı boyunca çocuklarla iç içe, onlarla iletişim halinde olan Daniel Pennac’ın bu deneyimi, kurguladığı hikâyelere de yansıttığını gözlemlemek zor değil. Tam da bu özelliğiyle, yazdığı polisiyelerde bile farklı karakterleriyle ayrı bir yerde duruyor yazar.

Pennac’ın Günışığı Kitaplığı’ndan çıkan “Delidolu Arkadaşım”ı, Kamo’nun maceralarını anlatan dört uzun öyküyü içeriyor. Bu dört öykü daha önce aynı yayınevinden “Asrın Fikri”, “Kamo ve Ben”, “Babil Ajansı” ve “Kamo’nun Kaçışı” olarak tek tek de yayımlanmış. Peşpeşe soluksuz okunabildiği için bir arada yeniden basılmaları harika olmuş açıkçası. Kamo öyle delidolu, öyle sıradışı ve öyle güzel bir arkadaş ki, bir sonraki macerasını beklemeye tahammül edemeyebilirdim. Sevdiğiniz bir seriyi okurken bir sonrakini sabırsızlıkla beklemenin tadı da bir başkadır gerçi, ama Kamo’nun maceralarını bir solukta okumak çok iyi geldi bana.

Kamo, kitabın anlatıcısının; yani ana karakterinin en yakın arkadaşı. Dört öyküde de tüm olaylar bu ayrılmaz ikilinin etrafında geçiyor, ama biz anlatıcı ana karakterin adını bilmiyoruz. Öykülerin başrol oyuncuları ikisi, ama baba Pope ve anne Moune ile Kamo’nun annesi Tatiana da başroldeler denebilir. Diğer rollerde sınıf arkadaşları sırık Lanthier ve birtakım öğretmenler var.

Anlatıcımızın Kamo’yla kreşte başlayan arkadaşlığı hiç kesintisiz sürüyor. Pope, Moune ve sevgili arkadaşı, babası öldükten sonra annesiyle başbaşa kalan Kamo’nun ikinci ailesi gibi. Tatiana özgür ruhlu, sıradışı bir anne. Kamo’yla birbirlerini çok seviyorlar ve birbirlerine çok düşkünler ama aynı zamanda çok da korkuyor annesinden Kamo, o nedenle sözünden dışarı çıkmaya pek de cesaret edemiyor. Matematiğe ve tarihe meraklı, fazlasıyla zeki, özgüveni yüksek ve girişken bir çocuk Kamo. Sınıf içinde de bu özellikleriyle sıyrılıyor diğer çocuklardan. Paris’te, kent yaşamının sıkışmışlığında her şeylerini paylaşarak özgürleşiyor kahramanlarımız. Aileleri de çocuklarının birbirlerine olan bağının farkında ve bu bağ aynı zamanda destekledikleri, hoşlarına giden bir durum.

Öykülere gelince… İlk öyküde kahramanlarımız beşinci sınıftalar ve herkesin anlata anlata bitiremediği altıncı sınıfa hazırlanma stresi yaşıyorlar. Sonunda tüm sınıfın âşık olduğu ‘sevgili örtmenleri’ Margerelle’den altıncı sınıfta neden ürkmeleri gerektiğini öğreniyorlar; çünkü altıncı sınıfta birbirinden farklı karakterlere sahip bir sürü öğretmen var ve buna adapte olmaları da hayli zor olacak. İşte bunu öğrenince zeki Kamo “asrın fikri”ni yumurtluyor ve Margerelle’den değişik öğretmenleri kendileri için canlandırmasını istiyor. Margerelle bu isteği yerine getiriyor getirmesine, ama “asrın fikri” pek de Kamo’nun umduğu gibi işlemiyor!

İkinci öyküde kahramanlarımız altıncı sınıftalar artık. Birbirinden farklı karakterlere sahip öğretmenleriyle başbaşalar ve Fransızca öğretmeleri Crastaing’le ve verdiği kompozisyon ödevleriyle başları belada. Üstelik sadece öğrencilerin değil, anne babaların da belada. Özellikle de Pope’un…

Üçüncü öyküde Kamo’nun İngilizceyle arası iyi değil ve annesi İngilizcesinin mükemmel olması konusunda ısrarlı. Bu ısrarında o kadar ciddi ki, sonunda Kamo’yla iddiaya bile giriyor ve ona bir mektup arkadaşı buluyor. Başlarda hiç hoşuna gitmeyen bu mektup arkadaşı, kısa sürede Kamo’nun tutkusu haline geliyor…

Konularını bu şekilde özetleyince eğlencelik öyküler diye düşünebilirsiniz. Öyleler de, ama aynı zamanda tahmin edemeyeceğiniz kadar gizemliler, şaşırtıcılar. Ve hatta karanlık olduklarını söyleyebilirim. En gizemlisi de sonuncusu. Kamo’nun başına gelen tatsız bir kazanın ardından, ürkütücü, tuhaf bir kurgunun içinde buluveriyorsunuz kendinizi. Öte yandan “iyi arkadaş” durumunu da en iyi bu öyküde algılıyorsunuz. Birlikte büyüyen, aynı okula giden, bu nedenle aynı okul hikâyelerini paylaşan, aslında farklı zevkleri olan ama birlikte bir şeyler yapmayı önemseyen, zehir gibi iki çocuğun –ve sonradan delikanlının– arkadaşlıklarına hayran kalıyorsunuz. Arkadaşlığın aynı zamanda beklenti içinde olmamak ve gerektiği zaman fedakârlık yapabilmek olduğunu hepimiz biliyoruz, ama kitabımızın adsız kahramanı ve Lanthier’nin Kamo için yaptıkları gerçekten gıpta edilecek cinsten. İnsanın böyle arkadaşları olsun, daha ne ister…

Kahramanların birbirleriyle olan ilişkilerindeki samimiyet öykülere bağlanmanızın birincil nedenlerinden. Ne Kamo, ne de arkadaşı kolay çocuklar değil aslında, ama aileleriyle ve birbirleriyle ilişkileri çok dürüst. Neredeyse ideal denebilecek bir aile, arkadaşlık ve okul yaşamı var öykülerde. Tabii “ideal” biraz görece bir yaklaşım burada, çünkü aslında “ideal” olmayan bir dolu durum da var, ama işte ilişkilerdeki bu samimiyet ve dürüstlük her durumu doğallaştırıyor; neredeyse idealleştiriyor. Bu doğallaşma, öyküden aldığınız hazzı arttırıyor. Olayların gizemli, zaman zaman fantastik örgüsü de ayrı bir haz tabii. Her seferinde son derece sıradan başlayan olaylar öyle bir giriftleşiyor, karanlık sulara giriyor, müthiş bir fantazyayla sarmallanıyor ki çözüldüğü an şaşakalıyorsunuz. Daniel Pennac, okurunu, polisiye yazarı olmasının tadına vardırıyor. Sımsıcak hoş sürprizler hazırlıyor ve okurun kalbini çalıveriyor.

Kısacası, tadı damağınızda kalan bir okuma macerası “Delidolu Arkadaşım”. Unutamayacağız bir karakter Kamo. Bu nedenle dönüp dönüp yeniden okuyabilirsiniz. Çok seviyorum ben böyle kitapları; vazgeçilmez bir arkadaş gibiler çünkü…

http://www.remzi.com.tr/kitapGazetesi.asp?id=3&ay=3&yil=2011&bolum=14