Yazı kategorisi: ille de müzik

Ayça Şen’in aşkları

Ayça Şen şarkı söylerken bağırmıyor, çağırmıyor, kısılmıyor. “Buradayım ve iyiyim bu işte” diyor. Son derece net. Kendinden emin ve rahat söylüyor şarkılarını. Hani şaşırıyor insan, bu kadın hep mi şarkı söylüyordu yoksa diye… Oysa biliyoruz; daha ilk albüm Astronot. Sözler ve vokal Ayça Şen’e ait, ama Burak Güven, Serkan Hökenek ve Erke Erokay’la hayat bulmuş müziği. Daha bir dolu müzisyenin de katkıları var albüme. Rakun Müzik’ten taze taze çıktı, ama pek hızlı yayıldı meraklı kulaklara. Müziği konuşmak istedim o yüzden Ayça ile ama yeni çıkacak kitabı da rol çaldı azıcık bu söyleşide…

Albüm yapmak durum/duygusu nasıl meyletti?
Hep düşündüğüm bir şeydi; müzik yapayım, ama artık herkes yapıyordu müzik ve ortaya doğru bir şey çıkmıyordu. Ben de aynı şekilde yanlış müzik kurbanı olacağımdan korkuyordum, fakat karşıma o kadar doğru piyonlar çıktı ki. Satranç gibi düşün; ne bileyim fil çıktı, at çıktı. Öğrettiler satrancı falan, ben de ya dedim şunları alayım artık. Ben de o en öndeki piyondum, baktım abi at gelmiş, aldım. Baktım fil gelmiş, aldım. Kale falan… Önemli taşlar geldi yani. Burak Güven çok iyi bir müzisyen. Ne bileyim, piyasada herkesi çok ön plana çıkarmış birisi de olsa ben istemezdim yani. Onu mu tercih edersin bunu mu? Tabii ki Burak Güven derdim. Serkan Hökenek falan… Onlarla başladık. Sonra benim korkularım vardı vokal kötü olacak diye… Beceremeyeceğim falan. 3-4 seneye yayıldı iş. O sırada ben de bir yandan vokalimde de değişiklik yaptım. Burak şan bölümündeydi aynı zamanda. Bana onu da göstere göstere 3-4 yıla yayıldı yani.

Hemen vokale girelim o zaman. Ben çok şaşırdım. Böyle bir vokal beklemiyordum. Çok net, çok temiz bir vokalin var.
Fazla yumuşak mı geldi?

Yok. Çok net.
Çok önde mi?

Hayır dinlerken sana çok iyi geliyor…
Hadi ya, iyi.

ayca1Güzel geldi sesin ve şaşırdım işte. Hani şarkıcı değilsin ya, belki daha amatör bir ses bekliyordum, ne bileyim.
Ama benim ilk olarak hep sesim güzeldi. Hani herkes böyle, “aa ne güzel sesin var” der ya. Çocukluğumdan beri öyle. Bizim evde biri geldi mi bana hemen gitarla şarkı söyletirlerdi. Sesimi ekstra, çok beğenen insanlar da vardı. Ben beğenmezdim. Çünkü temiz, duru bir sesim vardı, ama benim istediğim daha Janis Joplin sesiydi. Ben söz yazamıyordum. Beste, müzik falan hiç yapamıyordum. Sonra bir gün tesadüfen uyandım ona da. Ama tabii buna gelene kadar Şebnem Ferah, Mor ve Ötesi, Nil Karaibrahimgil dinledim. Sezen Aksu falan dinlemiyordum, ama Memo’nun babasından ayrılırken Sezen’i de dinledim. Söz yazma olayına falan uyanmaya başladım.

Sen yazmaya yatkınsın zaten, niye ki?
Evet. Sonra düşündüm zaten; ulan ben yazı yazıyorum, niye şarkı sözü yazmayayım? O kadar yıldır da radyoda şarkı çalıyorum. İşin aritmetiğini de biraz kaptım. Dedim ki ben bu işi yapayım bari.

O zaman hemen şarkılara girelim… Çok şarkı vardı da mı seçtiniz? Nasıl albümdeki 12’ye vardınız?
5-6 tane yapmadığımız şarkı var. Biz aralarından en içimize sinenleri seçtik.

Son Zamanlarda mı ilk single?
Ya o biraz karıştı. Önce Son Zamanlarda ile çıkalım dedik, sonra herkes Oryantal’i sevdi. Bizim menajer öyle karar verdi. Ama ortada klip falan yok.

Yapılacak mı?
Yapılacak falan diyorlar ama çok da bildiğim bir durum değil bu.

Sen çok ilgilenmiyorsun galiba?
Benim çok umurumda değil ya. Yaptım albümü, çıktım, tamam. Benim için yeterli. Konsere gideyim, o iyi. Ama diyorlar ki, klip konser için önemli. Ben de klipte cilalı görüntüler falan olsun istemiyorum. Olacaksa, hakkaten güzel görüntüler olsun. Ne bileyim animasyon olsun içinde falan…

Animasyon albüm kapağıyla da iyi örtüşür aslında…
Bence de. Sırf olmuş olsun diye bir şey istemiyorum. Görsel olarak bir bütünlük olsun tabii. Olmayacaksa da olmasın.

Konser…
Konser çok zevkli. 24 Nisan’da Ghetto’da var. Üniversitelerden teklifler geliyor. Bir şeyler oluyor ufak ufak. Sevdiler insanlar albümü. Konser çok zevkli. Sahnede kendimi buldum ben. İlk sahneye çıktığımda, “ulan niye bunu daha önce yapmamışım” diye düşündüm. O kadar insanın içinde yapayalnız hissediyorsun kendini. Acayip bir duygu.

Ben müzikten önce şarkı sözlerine baktım. Hani yazar tarafını bildiğimden… O zaman Erkek Sindrella enteresan geldi bana. Genel olarak biraz daha olgun sözler…
Ha o biraz teen-age di mi?

Evet, öyle. Merak ettim o nedenle nasıl olduğunu?
Ya o, bir gün erkek arkadaşım ayakkabısını düşürmüş bizde. Ben de bulunca şaşırdım. Meğer giderken düşürmüş. Benim de komiğime gitti, Erkek Sindrella dedim. Sonra, “aa bundan güzel şarkı sözü olur” diye düşündüm, neşeli geldi. Burak da ertesi gün çalışmamız vardı. Bir müzik dinletti bana gitarla. Tam da Erkek Sindrella! Ya dedim bunu yapalım. Sonlara doğru çıktı. En son o çıktı hatta. Aa, yok Astronot çıktı en son.

Sonra da albümün adı oldu?
Evet. Zaten hiç belli olmuyor. Son bir ayda bile bir şey çıkabiliyor. Bizde de öyle oldu. Bir tane bonus track olacaktı mesela, ama yapmadık. Konserlerde söyleriz dedik.

Peki, annesin. Annelik durumunu da çok yansıtıyorsun yazılarınla falan. Bu çok zaman alan, zor bir şey ama öte yandan her taşın altından Ayça çıkıyor! Kitap yazıyorsun, radyo var, gazete var. Şimdi albüm… Nasıl beceriyorsun?
Memo’yu yetimhaneye verdim ☺ Ya annem yardımcı oluyor falan ama ben genelde evdeyim. Çok az çıkıyorum evden. Radyoya gidiyorum ama Memo da o sırada okula gidiyor zaten. Radyodan sonra hemen eve geliyorum. Haftada iki gün yazı günüm. Zor bir hayat, kolay bir hayattan söz etmiyorum, bazen delirebiliyorum ama… Bir şekilde oluyor işte. Müzik bana terapi gibi geldi aslında. Herkes yüzmeye falan gidiyor ya rahatlamak için beni de müzik rahatlatıyor.

Albümden önce müzikle ilgili bir tecrüben olmuş muydu?
Barlarda şarkı söyledim ben, gitar çaldım. Bazen tek söylediğim de oldu. Çok iğrençtim ama. Sahnedeyken, öndeki çocuğun “yanlış oldu, o akor şöyle olacaktı” dediği bir günüm var mesela. Şimdi çok iyi geliyor ama…

O zaman sürecek müzik?
İstiyorum. Burak geçen gün “hadi artık yeni beste yapmaya başla” dedi. O içimde güzel bir his yarattı, ama kitabım çıkıyor şimdi benim.

Biliyorum.
Nerden biliyorsun?

Bir yerden duydum işte. Ne zaman, nasıl olacak?
Yazın çıkacak. Biraz müzik falan durulsun şimdi. Sevimsiz oluyor ya birden. Ben çok hızlı yazıyorum. Böyle fast food işler olsun istiyorum. Belirgin bir değeri olsun ama kolay anlaşılır da olsun. Light şeyler seviyorum. Çok yormasın, ama bir hikayesi olsun. Bakalım nasıl olacak bu roman? Çok merak ediyorum. İlki çok zorlamıştı beni. Bunu daha kolay yazdım. Öbüründe çok geçmişe falan gitmiştim. Herkes otobiyografik sandı onu. Her roman içinde bir şeyler barındırır kendinden ama değildi. Hatırlamak istemediğim şeylerle falan yüzleştiren bir şey olmuştu o kendi kendine. Bu çok daha rahat, artık orta sınıflığımla barıştığım bir kitap oldu. O açıdan da rahat ettim. “Aman n’apayım ya. Kime hesap vereceğim. Bu da böyle olsun”, dediğim bir kitap oldu işte. Yazarken çok güldüğüm, eğlendiğim bir kitap oldu.

Adı ne?
İmza Günü. Orta sınıf bir kızın kitap yazma hayalleri. Ülkemizdeki hayatımı yazsam roman olur edebiyatı üzerine bir kitap aslında. Hani herkes kitap yazıyor ya. Köşe yazarları da çıkıyor kitap yazıyor; ben de dahil! Çok cüretkarız! İşte Türk insanının cüretkarlığı üzerine bir kitap. Ama cüretkar olmadığın zaman da hiçbir şey olamıyor. Şimdi editoryal işleri hallediliyor. Haziran gibi falan çıkar herhalde. Ben öyle çok göz önünde olmak istemiyorum zaten bu kitapla. Albüm yeni çıktı daha…

Benim her taşın altından çıkıyorsun dediğim tam da buydu işte! Az çok seni tanıyan insanların aklına gelebilecek bir düşünce değil mi?
Beni herkes tanımıyor. Dolayısıyla benim böyle bir hakkım var hala. Gizli kalabilmeyi başarabilmek de güzel. Belirgin bir çevreye hitap etmek. Onlar da genelde kitap falan okuyan tipler. E ben yazıyorsam ve hızlı yazabiliyorsam niye kitabımı yazmayayım yani? Müzik de, onu ben yapmadım zaten. Sözlerini yazdım. Düşünsene 5 dakikada şarkı yazarsın yani. Zor şeyler değilki bunlar. Üretimi çok fazla gözünde büyütüyor insanlar. Tamam, çok dandik şeyler olmasın. İnsanlar bazen kendi bildikleri şeyi bile çok dandik yapabiliyor. Pek öyle değil şimdi benim yaptığım işler. Tabii ki edebiyat adı altında çok eleştiriye müsaittir. Kitap en tehlikelisi bence bu anlamda. Ama bunun çıkması gerekiyor demek ki. O anlamda çok da taviz vermek istemiyorum. Nick Cave de müzik yapıyor, aslan gibi de müzisyen. Kitap da yazıyor şimdi, eminim resim de yapıyordur. Ben Nobel’e oynamıyorum ki! Büyük iddialarım, büyük hırslarım yok ki! Bir de terapi bu benim için. Resim de yapıyorum ben ama onları sergilemeyeceğim. Belki 50 yaşımdan sonra onu da isterim ama, bilmiyorum. Bunlar aşklardır. Ben artık ilişkilerden yıldım, belki de libidomu buralara yansıtıyorum. Çok öyle şan şöhret olmak istemiyorum. Alkışlandıkça senden gider. Yine kendim gibi takılabileyim yani.

Bu yazı Karga Mecmua’nın Nisan 2009 sayısında da yer almıştır.

Reklamlar