‘Hayat bir oyun’ diyorlar. Öyle mi gerçekten?

Öyle tabii. Niye çocuk olmak istiyoruz ki yeniden, ya da en azından içimizdeki çocuğu yitirmemek? Çocuklar için hayat bir oyun çünkü. İşleri bu; oyun oynamak. İşkolikler gibi; bokunu çıkarıyorlar hep tabii. Sabah gözlerini açtıkları andan yatağa girene kadar oyun oynuyorlar ve hala süreci uzatmaya çalışıyorlar. Ben o zaman “oyun çok güzel, ama daha keyifli oynayabilmen için dinlenmeye, enerji toplamaya ihtiyacın var” diyorum oğluma. O da isteksizce uykuya yenik düşüyor zaten.

Çocuklar işlerini ciddiye alıyorlar bizler gibi; ama onların işi olabildiğince saf ve eğlenceli. Oynayarak öğreniyorlar hayatı. Oyunla öğreniyorlar paylaşmayı, güvenmeyi, yaratmayı, kendini kaptırmayı, eğlenmeyi, öncelikle ve hep eğlenmeyi. Sonra büyümeye başlıyorlar ve biraz içgüdüsel biraz da büyüklerinden öğrendikleri şekilde şiddet karışıyor oyunlarına/hayatlarına. Haksızlığı, bencilliği, hırsı, savaşmayı öğreniyorlar oyunla. Didişiyorlar sürekli. Üzülüyorlar, kırılıyorlar, anlamaya çalışıyorlar bu yeni durumları. Yine de içlerinde kötülük yok ya, arkalarını dönüp devam ediyorlar kaldıkları yerden eğlenmeye/oyuna. Bir bakıyorsunuz küsüyorlar bir bakıyorsunuz yanyanalar yine. Aslolan da bu değil mi zaten; çatışmaya rağmen birlikte olabilmek. Bir çözüm üretebilmek. Çözüm üretmeyi çatışarak öğreniyorlar; beceriksiz, mantıksız, bazen umarsız, bazen akılsız ama büyüklerden farklı olarak hep sevgi dolu.

P1010063Anlamadıklarını büyüklere soruyor çocuklar. Büyükler de mantıklı mantıklı açıklıyorlar kendi doğrularını. Çocuğa kendini savunmayı öğretiyorlar, acımasız dünyada hayatta kalmanın altın kurallarını; yani savaşmayı, güçlü, başarılı olmayı öğretiyorlar. Mutlu olmayı öğretmeyi unutuyorlar çoğunlukla, hayatın oyunları arasında kendileri de unutuyorlar çoğu zaman mutluluğu çünkü. Çok çok deneyimliler ya yinede, hayat bir dolu şey öğretti ya onlara, bu birikimle yüklüyorlar çocukları; gerçek oyunlara hazırlıyorlar. Çocuklar her şeye kadir büyükleri gördükçe büyümek istiyorlar böylece. Bilseler büyüklerin oyunları hiç eğlenceli ve saf değil isterler mi oysa büyümeyi?

Büyükler farkına varmadan çocukların kıvraklıklarını, yaratıcılıklarını, sonsuz hayal güçlerini, bitmeyen enerjilerini yontarak, onların en usta oldukları işi, oyun oynamayı unutmalarını sağlıyorlar. Büyüyünce de birbirlerine ‘hayat bir oyun’ diyorlar. ‘Oyunu iyi oynarsan hayatta başarılı olursun’. Oysa baştan tuzağa düşürüldüler eskinin çocukları; büyürken yitirdiler oyun oynama becerilerini.

Hayat oyununun girift kurallarında tökezlememek, oyunu ciddiye almak kadar eğlenceli yanlarını görmekten de geçiyor sanırım. Oyunun daha eğlenceli, dinamik, saf olması, haz vermesi için de büyüklerin çocukların bilgeliğinden yararlanması gerekiyor galiba. O halde, işte size bir oyun; sadece bir gününüzü bir çocukla geçirin, hem sokaklarda hem evde takılın ve kendinizi kayıtsız şartsız onun kafasının işleyişine bırakın. Hatta mümkünse bir 7 yaş altı, bir de üstü çocukla oynayın bu oyunu. Günün sonunda, döngüyü kırmanın ipuçlarını bulabilirsiniz, şaşırmayın!

Bu yazı ilk kez Karga Mecmua’nın Ekim 2009 sayısında yayımlandı.