Yazı kategorisi: çocuklu olmak

Hayatın en tatsız sürprizi

Sekiz ay önce çok yakın bir arkadaşımızı kaybettik. Hepimiz için fazlasıyla sarsıcı bir kayıptı, kendi varlığımızı unutmak isteyeceğimiz, zamanın durmasını isteyeceğimiz kadar derin bir acıydı. Hala da öyle. Ama şimdilerde daha çok kocaman bir özlem var, boşluk hissi var içimizde. Yazmak her zaman rahatlatır beni, ama bunu yazmak zor ve pek de işe yaramıyor…

Hayatın en tatsız sürprizi ölümü Kuzgun’a ilk kez anlatmamız gerekiyordu ve gerçekten bilmiyorduk nasıl olacağını. Sonunda, nispeten sakin bir anımızda Kuzgun’a direk söyledik öldüğünü. Tepki göstermedi önce. Sonra nasıl olduğunu sordu tabii. Hastalığından falan söz ettik ve onu bir daha hiç göremeyeceğimizden. Gittiği yerde mutlu olduğunu ama onu göremeyecek olmanın bizi çok üzdüğünü söyledik. Hiç ağlamadık konuşurken. Yine de ses tonumuzdan çok üzgün olduğumuzu anladı ve o da çok üzgün olduğunu söyledi, hatta ağlamak istediğini. Ağlamadı ama. Biz de salya sümüklü halimizi göstermedik ona hiç, arada süzülen birkaç damlayı yakaladı ama, anladı sadece ve sormadı.

O zamandan beri ölüm konuştuğumuz konular arasında. Çoğunlukla bu deneyimle birleşiyor zihninde ve hem ölümü hem de O’nu konuşuyoruz böylece. Durduk yerde aklına geliyor Kuzgun’un. Bazen bana ağır geliyor bu konuşmalar, ama olağan bir durummuş gibi konuşuyor, yaşıyoruz bu durumu Kuzgun’la. Onun için soyut bir kavram olduğunu bildiğim için, ben de biraz sürreal bir durumu yaşıyorum zaman zaman. Bazen rahatlatıyor, bazen hüzünlendiriyor, bazen de neşelendiriyor garip bir şekilde bu muhabbetler. Garip bir doğallığı var. Benim için şimdiye kadar hiç olmadığı kadar doğal hale getirdi ölümü bu durum. Kabul edilebilir değil, ama doğal işte bir şekilde.

pitirDerken, Kuzgun ikinci ölüm deneyimini yaşadı dün. Yaklaşık dört ay önce kendi isteğiyle aldığı minik su kaplumbağamız Pıtır kış uykusundan bir türlü uyanamadı ve bir şekilde öldü ne yazık ki. Ben Kuzgun farketmeden yenisini almayı önerdim hemen, çok içime sinmedi bu düşünce ama daha kolay olabileceğini hissettim Kuzgun için. Babamızsa yeni bir kaplumbağa daha istemiyordu, çünkü yaşama koşullarını bile tam bilemediğimiz, derdini anlayamadığımız bir hayvanın bir kez daha sorumluluğunu almak istemiyordu haklı olarak. Bir ölü kaplumbağa yeterdi gerçekten de. Sonunda Kuzgun’a Pıtır’ın öldüğünü söylemeye karar verdik. Dün. Akşam. Kuzgun mahvoldu. O kadar, o kadar çok ağladı ki. “Gitmesin, gitmesin” diyebiliyordu sadece. Kabul edilebilir bir şey değildi işte ölüm; bir kez daha. Ve Kuzgun bu kez kendi minik arkadaşını kaybetmenin acısını sonuna kadar yaşıyordu işte. Hani ölüm soyut bir kavram ya çocuklar için, bu kadar, bu kadar üzüleceğini düşünmemiştik o nedenle. Pişman olmadım söylediğimize ama çok, çok çaresiz hissettim bir kez daha kendimi ve bu duygu dayanılır gibi değil. Kuzgun durdu, durdu ağladı. Pıtır’ı gömmek durumunda olduğumuzu söyledik. İstemedi. Denize bırakalım dedik. İstemedi. “Görmek istiyorum onu” diyip duruyordu haklı olarak. İkna edemedik onu göndermek zorunda olduğumuza.

Sonra aklıma Zacharina ve Kumkurdu geldi. Zacharina da bulduğu ölü bir kuşu ne yapacağı konusunda ciddi kararsız kalmıştı. Hemen Zacharina’nın bu durumda nasıl davrandığını okuduk birlikte. Kuş için hazırladığı mezarın resmine baktık. Ben de çocukken iki kaplumbağa kaybetmiştim. Onlara yaptığımız cenaze törenini anlattım Kuzgun’a. Biraz biraz sakinledi. Ama yeni bir kaplumbağa istediğini ve ona da Pıtır adını koyacağını belirtti. Tamam, dedik. Sonra da cenaze töreninin detaylarını konuştuk. Zacharina’nın kuş için hazırladığı mezar çok hoşuna gitti Kuzgun’un, aynısını Pıtır için de yapalım dedi ve en yakın arkadaşını ve ciciannesini de istedi törende.

Konu kapanmıştı. Azıcık sonra biraz daha içlendi ve ağladı Kuzgun. Sonra en sevdiği işe verdi kendini; yapıştırma, kesme, boyama. Pıtır minicikti ve Kuzgun onun daha büyümediğini ve ölemeyeceğini söylemişti ağlarken. Ama faaliyetiyle uğraşırken, Pıtır’ın çok yaşlı olduğunu ve o nedenle öldüğünü söyledi. Buna inanmak istedi demek. Evet, dedim.

Reklamlar