Putumayo çocukları

Dünya maceraperestlerle, kaşif ruhlu insanlarla çok güzel. Onlar olmasa pek çok diyarın güzelliklerinden, kültüründen, tadlarından, seslerinden haberdar olamayacağız. Dan Storper da bu maceraperestlerden ve iyi ki var. Çünkü o olmasaydı dünya Putumayo ile tanışamayacaktı; yani dünyanın her yöresinden seslerle, müziklerle.

Putumayo’nun büyükler için çıkarttığı CD’ler hiçbir zaman ilgimi çekmedi açıkçası. Ancak Putumayo Kids serisi dünyanın hangi yerleşiminden sesleri yayarsa yaysın hoş tınlıyor kulağıma. Çünkü her biri bir çocuk kadar dinamik, neşeli, akıllı ve açık. Öte yandan çift etkili, yani alışık olduğumuz çocuk şarkıları gibi primitif olmadığı için hem çocuklara hem büyüklere göre şarkılar bunlar.

Animal_PlaygroundfrenchÇocuklar için müziğin sığlığına takılmış biri olarak, Putumayo Kids serisi olmasa ne yapardım bilmiyorum. World Playground ile yolculuğuna başlayan bu zengin seri neyseki bizim de elimizin altında. Brazilian, French, Folk, Hawaiian, Asian derken dünyanın her yerinden sesleri evimize dolduruyor gerçekten Putumayo. Biz çok dinliyoruz bu CD’leri. Sözlerini anlamıyoruz çoğu kez, ama müzikler o kadar sıcacık kucaklıyor ki sözlere gerek kalmıyor. Zaten Kuzgun şarkıların ne anlattığıyla da ilgilenmiyor henüz. Onun için bu CD’lerin büyüsü, şarkıları çocukların da söylemesi. Çocuk seslerini hemen seçiyor gerçekten de, hoşuna gidiyor şarkıları onların söylemesi. Bu nedenle en sevdiğimiz şarkıların ilki de Putumayo serisinden Sing Along with Putumayo’da yer alan, Dan Zanes and Friends’den Bushel and a Peck oldu. En bıdırık zamanlarında anladığınca söylemeye çalışıyordu bu şarkıyı. Hatta başa dönüp tekrar tekrar dinliyorduk bu şarkıyı. Öğrendiği ilk ingilizce söz de böylece ‘I love you’ oldu Kuzgun’un.

French Playground’u da çok dinledik; nakaratlı şarkılar bol bu albümde ve akılda kalıyor haliyle. Benim favorim Animal Playground ama; yine farklı kültürlerden on üç tane hayvan şarkısı var bu CD’de. Kuzgun için hepsi güzel ama ben özellikle de The Littlest Birds’ü seviyorum. Caz seven biri olarak New Orleans Playground’un da özel bir yeri olduğunu itiraf etmeliyim. Son olarak Sesame Street ve Europian Playground çıktı bu seriden. Henüz edinemedik onları, ama Muppet Show’u da taze katmışken Kuzgun’un hayatına Sesame Street epey ilgimizi çekiyor açıkçası.

Putumayo Kids serisi Dan Storper’ın da söylediği gibi bir çeşit macera çocuklar için. Farklı kültürleri, ülkeleri, sesleri, insanları merak etmeleri ve ardından da keşfetmeleri için inanılmaz keyifli bir yol. Bu seriler gerçekten çok büyük araştırmalarla, emeklerle oluşturuluyor ve aslında yine kıskandığım bir diğer özelliği daha var ki, biz burada sadece CD’ler ile keşfetmeye çalışırken tüm bu diyarları, dünya çocukları konserlerle, farklı etkinliklerle, hatta eğitim programlarıyla yapıyor bunu. Sevdikleri şarkıların birbirinden eğlenceli, yaratıcı kliplerini izleyerek ve çeşitli müzelerde, hayvanat bahçelerinde ya da çocukların olabileceği herhangi bir mekanda minik konserlerle Putumayo macerasını dibine kadar yaşama, hissetme, keyfini sürme şansları var. Girin sitesine bakın, albümleri inceleyin, şarkı sözlerini indirin, klipleri izleyin ve üstüne de sinir olun benim gibi. Hani ben neredeyse kurumuş müzik vahamızda CD’leri var diye seviniyorum ama tüm bu konserleri, eğitim kitlerini falan görünce yine acayip canım sıkılıyor. Şimdi burada çaktırmamaya çalışıyorum ne kadar kıskandığımı ve güzel güzel CD’lerden söz etmeye çalışıyorum. Ama düşünsenize hanginiz çocuğunuzu alıp, sadece onlar için organize edilmiş bir konsere götürdünüz? Hanginiz sadece onlar için söyleyen bir şarkıcının şarkılarıyla hep birlikte hoplaya zıplaya, kendinizi kaybederek dans ettiniz? Tamam, tamam. Konuyu dağıtmıyorum; iyi ki varsınız Putumayo Kids CD’leri. Yaydığınız seslere bayılıyoruz. Belki bir gün siz de bizim sesimizi duyar burada da kanlı canlı yayarsınız müziklerinizi. (Bu Kuzgun’un değil, benim hayalim şimdilik ama biliyorum ki çok çok hoşlarına giderdi çocuklarımızın da. Lütfen, lütfen…)

Reklamlar

Çocuklar için müzik lütfen!

Yıllar önce, Milliyet Sanat dergisi henüz 15 günde bir yayınlanırken, 15 Nisan sayımızı çocuklara ayırmıştık. Herkes kendi bildiği alanda çocuklara yönelik sanatsal üretimlerin izini sürmeye çalışmıştı o sayımızda. Ben de Türkiye’de çocuklara yönelik müzik üretiminin peşine düşmüştüm. Hiç bilmediğim bir konuydu o zaman çocuk. (Çocuğu konu olarak tanımlamak tuhaf geldi, ama…) Çocuk ve müzik de tabii. Ben de Hasan Saltık’ın kapısını çaldım hemen. Kalan Müzik de yolun başındaydı henüz, ama “her zaman iyi arşivcidir Hasan, mutlaka yol gösterir bana” diye düşünmüştüm ve yanılmamıştım. Bana piyasada bulunan ne kadar kaset varsa topladı. Ancak müzikten çok masal kayıtlarıydı hepsi ve çok ama çok özensizdiler. Benim aklım Hasan’ın kendi arşivinden bana dinlemem için verdiği plaklarda kalmıştı daha çok. Bunlar da masal kayıtlarıydı aslında ama müzikleri, seslendirilmeleri, efektleri ile o zamanki örneklerin çoook ötesindeydi. Uzun lafın kısası 0 kaynak vardı çocuklara yönelik müzik konusunda elimizde.

Aradan yıllaaar geçti. Çocuk sahibi olmayı düşünmeye başladım. Çocuklara yönelik neler var yavaş yavaş gündemime girmeye başladı. Sanıyorum Harry Potter’ın ortalığı kasıp kavurmasından az önce çocuk yazınına merak saldım. Harry Potter ile bu merakın ivmesi arttı ve ben hala neredeyse sadece çocuk kitapları okuyorum çoğu arkadaşıma tuhaf gelse de. Çocuk yazınında çok çok yaratıcı, heyecan uyandıran yapıtlar var. Gerçek bir derya ve sıkılmanız mümkün değil. Sürekli yeniler, sürprizler, hatta harikalar var bu deryada. Gelgelelim müzikte…

lullabiesbizimninnilerHamileliğimde çocuklar için müzik konusuyla yeniden ilgilenmeye başladım. İlk arayışım ninniler oldu. Birkaç kaset (evet, CD değil kaset) dışında bir şey bulamadım, bulduklarımı da almaya elim varmadı. İnternetten yurt dışı kaynakları araştırmaya başladım ve bir deryayla da burada karşılaştım. Sadece ninniler değil, çocuklara yönelik müzikle ilgili. Sinir oldum! Evet, sinir oldum. Çünkü bir yandan kolay ulaşılabilir durumdaydılar ve ben de hemen amazon.com’dan siparişlerimi verdim. Öte yandan çok ulaşılmazdılar. Sonuçta, burada herhangi bir müzik dükkanına ya da çocuklarla ilgili mağazalara gittiğimde alabileceğim mesafede değildiler ve pek çok meraklı anne, baba, çocuk yoksun kalıyordu bu deryadan. Bir kez daha kafama takıldı bu sığlık. Nasıl oluyordu da hem müzisyenler hem de Türkiye’deki müzik endüstrisi bu kadar kayıtsız kalabiliyordu bu alana???

Kuzgun’la uzun zaman dinlediğimiz National Geographic’in ninni toplamasında dünyanın her yerinden 37 ninni vardı ama Türkiye’den ninni yoktu! Akdeniz ninnilerinin arasında da Türkiye yoktu! Bunun çok geçerli bir nedeni vardı aslında; dandini dandini dastana hiç kayda alınmamıştı! Alındıysa da kötü kayıtlardı ve kimsenin haberi de yoktu! Neyse ki kısa bir süre sonra Emin İgüs’ün müzik yönetmenliğinde, Mircan’ın duru sesiyle adam gibi bir Bizim Ninniler CD’miz oldu. Niye bu kadar zaman beklenmişti bu kayıt için anlamak mümkün değil, ama ilk adım atılmıştı neyseki ve gayet de başarılıydı. Ben o sıralar yeni doğum yapan arkadaşlarıma amazon’dan sipariş ettiğim CD’leri kaydedip kaydedip veriyordum, sonunda bir tane de önerebileceğim CD olmuştu.

Sonra hem işim gereği hem de Kuzgun’dan dolayı yeni CD’lerin peşinde olmayı sürdürdüm. Yine amazon’dan sipariş edilebilecek çok CD vardı ama bunun da sonu yoktu. Zordu da uzaktan bu üretimler arasında seçim yapmak. Dolayısıyla bıraktım o hikayeyi. Kolay ulaşılabilir kayıtlar vardı neyseki, onların peşine düştüm. Putumayo Kids’lerin yani. Artık arkadaşlarıma Putumayo serisini öneriyordum ve çoğunun Putumayo’dan haberdar olmamasına da çok şaşırıyordum. Sonuçta çok seçenek yok gerçekten ve bunu bile bilmiyor kimse! Başlı başına bir kaynak oysa Putumayo Kids ve bir başka yazının konusu.

Belki de bir kısmınız ne gerek var ki bu meseleyi bu kadar büyütmeye diyorsunuz. Muhtemelen çoğunuz ille de çocuk müzikleri diye tutturmuyorsunuz. Ama dünyada çocuklar için müzik konusundaki üretimi bir görseniz kayıtsız kalmanız mümkün olamayacak bu seslere. Bilmiyoruz, rastlamıyoruz, dolayısıyla ihtiyaç da duymuyoruz. Ne de olsa müzik evrensel bir dil ve pekala çocuklarımız bizim dinlediklerimizle büyüyebilir. Evet, bir sakınca yok bu düşüncede, ama ben takıldım işte dünyada bunca üretim varken buradaki sığlığa. Hadi müzisyenlerimizin meyli yok (niye yok?) ama kitaplarda olduğu gibi yabancı müzisyenlerin CD’leri de yok burada. Oysa zibil kadar üretim var; yaratıcı, eğlenceli ve hatta eğitici. Hiç biri ama hiç biri yok burada. Bırakın Türkiye’yi İstanbul gibi övüne övüne bitiremediğimiz bir dünya başkentinde bile yok. Bu normal mi sizce?

Ben bekliyorum; uzak değil yakın bir zamanda, müzisyenlerimizin aklına çocuklarımızın da geleceği zamanı bekliyorum. Örneklerin, çocuk tiyatrolarında olduğu gibi büyük insanların çocuk taklidi yapmalarından öteye geçmeyen bir yaratıcıktan daha öte olmasını umarak ve sabırla bekliyorum. Çünkü bu kaçınılmaz olarak gerçekleşecek. Parmakla sayılabilecek kadar az CD’ye yenileri eklenecek ama Kuzgun’a yetişecek mi emin değilim…