Yazı kategorisi: ortaya karışık

Rüyalar alemi

Bir rüya gördüm. Ama Helena’nın rüyasından farklıydı. Kuzgun’un rüyasından da. Hiç rüya görmeyenlerinkinden de farklıydı -doğal olarak. Horlayanlar az rüya görürmüş. Yoksa hiç rüya görmemek diye bir şey yok. Arafta olma halinde -REM diyelim tamam- herkes görüyor rüya. Ama hatırlamıyor, belki de hatırlamak istemiyor. Bense tam tersi tüm rüyalarımı hatırlamak istiyorum…

“Bir yanı denize bir yanı yeşile (ağaca) bakan bir yüzen ev. Evde iki insan; biri kadın biri erkek. Balkonda çay içiyorlar. Deniz tarafındaki balkonda bir karides su yüzeyine çıkıyor. Kadınla göz göze geliyor. Kadının güzel yüzü, ışıltılı kahverengi gözleri karidesi çok etkiliyor. Ona aşık oluyor. Kadın da onu görüyor ve balkondan eğilip dikkatlice bakıyor, sevdiği adama gösteriyor. Karides aklı kadında suya dalıyor. Kadının güzel yüzünü, ışıldayan kahverengi gözlerini unutamıyor.

Ertesi gün karides yine geliyor yüzen evin yakınına. Kafasını çıkarıp balkona bakıyor. Kadın yine balkonda, üstelik bu kez yalnız. Karides ne yapıp edip onun yanına varmak istiyor. Bütün gücüyle sıçrıyor ve evin balkonuna çıkıyor. Kadın onu görünce şaşırıyor. Bir o yana bir bu yana sıçrayan karidesin can çekiştiğini sanıyor. Sevdiği adamı çağırıyor. Kadına onu sevdiğini söylemek isteyen karides, adamı görünce ne yapacağını şaşırıyor. Kadın ve adam onu yeniden suya bırakmak için yakalamaya çalışıyorlar. Oysa karides gitmek istemiyor, kadına anlatmak istiyor ona nasıl aşık olduğunu. Evin içinde bir koşturmadır başlıyor. Karides tüm bu koşturmacada kadınla göz göze gelmeyi umuyor. Derken isteği gerçekleşiyor. Kadın bir an karidesin gözlerindeki aşkı hissediyor. Karidesin derin yeşil gözlerinden çok etkileniyor. Tam o anda adam atılıyor ve karidesi yakalıyor. Denize atacakken karides elinden kurtuluyor. Adam onu yeniden yakalamaya uğraşırken, karidesin derin yeşil gözlerinin etkisinden kurtulamayan kadın yerinde kıpırtısız duruyor. Bu sırada karides evin yeşile bakan balkonuna hamle yapıyor. Kadın adama onu bırakmasını söylüyor. Adam şaşkın halde kadına dönerken karides son kez sevdiği kadına bakarak gülümsüyor ve dalları balkona uzanan ağaca doğru sıçrıyor. Havadayken artık denize dönemeyeceğini anlıyor ve bedeni kahve-gri kıvrak bir kediye dönüşüyor.

Karides kedi her gün ağaçtan sevdiği kadını izliyor. Kadın ağaçta tüm güzelliğiyle kendisine cilveler yapan karides kediye gülümsüyor. Karides kedi kadının bir gün onu tıpkı kendisinin onu sevdiği gibi seveceğini umuyor kadının onun yeşil gözlerine kitlendiğinden beri kendisine aşık olduğunu bilmeden.”

Rüyaların yüzde 94 bilinçaltını yansıttığı söyleniyor. Bu durumda kendime sormalıyım sanırım; nasıl bir bilinçaltım var benim böyle! Bunun gibi absürt çoook rüyam var benim. Hatta bir ara öyle coşmuştum ki, hatırladığım kadarıyla yazıyordum hepsini, her biri neredeyse bir kısa film gibiydi. Hoş ne kadar yazsam görselliğini bir türlü yansıtamıyordum, tıpkı yukarıdakinde olduğu gibi. Yine de yazmasaydım, paylaşmasaydım unuturdum hepsini, bazılarının görüntüleri hâlâ belleğimde böylece…

Bunun gibi oyuncaklı, imgelerle dolu olduklarından her zaman ilgimi çekmiştir rüyalar. Devin Şarkısı’nın bir rüyayla başlaması ve bu gizemli rüyanın peşine takılıp gitmesi de bu yüzden. Çıkıyor bir yerlerden işte.

“…Geceleri garip şeyler olur. Yatağa girdiğinizde aklınız en acayip, en inanılmaz ve bazen de en ürkütücü gösterimleri sahneye koyar. Amazon Nehri’nde yüzebilir, bir uçağın kanadına asılı kalabilir, en nefret ettiğiniz öğretmenin dersinden beş saatlik bir sınava girebilir ya da bir öbek solucan yiyebilirsiniz. Gerçek hayattan bildiğiniz ve belki de hiç dikkatinizi çekmemiş olan şeyler rüyalarınızda film gibi capcanlı karşınıza çıkabilir… Eskiden insanlar rüyaların geleceğe dair ipuçları taşıdığına inanırdı. Oysa artık rüyaların, günün sonunda aklımızın yaptığı bir yeniden düzenleme ve kendine çeki düzen verme işlemi olduğunu düşünüyoruz,” diyor filozof Alain de Botton Küçük İnsanlardan Büyük Sorular Hayli Mühim İnsanlardan Basit Cevaplar kitabında, küçük bir insanın sorduğu “rüyalar nasıl yapılır?” sorusunu yanıtlarken.

Açıkçası bu yorum hayli endişelendirdi beni. Bir insana aşkı yüzünden kediye dönüşen karidesle ilgili hayli fantastik rüyamla hangi düşünceme nasıl bir düzenleme yaptım bilemedim. Kedilere olan sevgim böyle mi şekillenmişti rüyamda? Karides, kim bilir! Zaten biliyor musunuz işin bu kısmı beni hiç ilgilendirmiyor. Tüm bu imgelerin gerçek hayattaki karşılığını bulmak, bana ne anlattığı anlamaya çalışmak değil rüyaların çekiciliği. Sadece uçuk kaçıklığı. Gerçek yaşamda düzenli ve kuralcı olduğum söylenebilir sanırım, o nedenle bilinçaltımın bu oyuncu tarafına, özgürlüğüne bayılıyorum. Dengede tutuyor beni belki ve o nedenle sarılıyorum rüyalarıma bu kadar. Rüyasız kaldığım zamanlarda -evet, oluyor bazen- özlüyorum rüyalarımı. Kuzgun’unkilerle idare ediyorum o zaman. Sağolsun benden aşağı kalır yanı yok. Genellikle bir aksiyon filmini anımsatan uzun rüyalarını dinlemeyi seviyorum. Çocuklar nadir olarak yaşadıkları anları duygusal açıdan yorumlayabilir, bu rüyalar onun bilinçaltının ve bazen duygularının yansıması da olabiliyor benim için. Onun içinse çoğunlukla endişelendiren bir karmaşa, bir bilmece çoğu zaman. Yine bir çeki düzen durumundan çok akıl oyunları söz konusu, olsun!

Tek değilim tabii rüyaların peşine takılıp giden, hatta ben oturuyorum oturduğum yerde aslında. Ara sıra kurcalıyorum rüyalardaki tılsımları, çıkıveriyor sonra bir yerlerden, o kadar. Eduardo Galeano basbayağı büyüsüne kapılmış karısının rüyalarının oysa. Helena’nın Rüyaları kısa kısa anekdotlardan oluşuyor sanki. Tek tek baktığında sıradan olanları da var, ama bir bütün olarak kapılıyorsun gerçekten büyüsüne. Isidro Ferrer’in eşsiz canlandırmalarının katkısını da es geçemeyeceğim, hatta onun katkısı olmadan bu kadar etkileyici olmazdı kesin. “Büyükanne rüyada ne çok ihtiyarmış ne de bir avuç yorgun kemikten ibaret: Uzaklardaki Besarabia’dan bu yana denizi aşan dört yaşında bir çocukmuş. Bir gemi dolusu göçmen arasında bir göçmenmiş. Geminin güvertesindeki büyükanne, Helena’dan onu kucağına almasını istemiş, çünkü gemi karaya yanaşmak üzereymiş ve Buenos Aires limanını görmek istiyormuş. Böylece, kör büyükanne tüm ömrünü geçireceği, hiç bilmediği bir ülkenin limanını torunun kucağında görmüş. Helena’nın rüyasında.”

Son olarak çoğu şarkı sözü bana eşsiz rüyaları anımsatan Adamlar’ın Rüyalarda Buruşmuşum’uyla şimdilik bu defteri kapatıyorum. Güne ‘acayip’ başlamanıza neden olan rüyalarınız bol olsun efendim…

Kulelere tırmanmıştım

Ordan size tükürmüştüm

Sonra aşşağı inip durmuşken

Niyeyse başım acık ıslaktı

Rüzgar gibi kısraktı

Kör bir eşeğe yanıktı

Yerde yatan adam sokak lambasını

Elini şıklatıp kapattı

Bütün dünya uyumuştu

Saat farkı filan yoktu

Sanki yalana karnı toktu da

Bi üfleyip acıkmıştı

Reklamlar