Hoşçakal güzel masal kahramanım…

Masallar her zaman saf iyi ya da saf adaletli bir dünyadan söz etmez aslında. Çocuklar kendileri saf/temiz oldukları için masalların iyi yanlarını tutarlar belleklerinde. Onlara iyi gelmeyen masalları da reddederler zaten. Her ne olursa olsun mutlu biter çocuklara masallar, neyse ki! Büyüklere masallar büyüdükleri için her zaman mutlu sonla bitmezler oysa… Biz de artık o kadar gerçekçiyizdir ki, mutlu sonla bittiğinde sinirimiz bozulur neredeyse. Oysa büyükler için bile olsa, bazı masallar mutlu sonla bitmelidir. Öyle olmalıdır. Kötü bittiğinde sadece sinirimiz bozulmaz, dağılırız çünkü…

Lhasa de Sela’nın sesini duyduğumdan ve onun sesinin, hikayelerinin peşinde kaybolmaya başladığımdan beri benim masal kahramanımdı Lhasa. Yaşadığı masal diyarı büyükler içindi; iyilikler, kötülükler, gerçeklerdi onun diyarının hikayeleri. Fantastik, mutlu efsanelerdi aynı zamanda… Bazen anlamadığım bir dildeydi anlattığı masallar, ama o nefis sesiyle en derinimde bir şeyleri kıpırdatmayı başarırdı yine de. Derin bir hüzündü bazen bu, ama dedim ya bir meleğin dokunuşu gibiydi Lhasa’nın sesi, hüznü bile güzeldi o nedenle. Neşesinin ise hiç bitmesini istemiyordum. Böylece uzun zaman La Llorona ve The Living Road’un etkisine bıraktım kendimi…

Bölük pörçük bilgilerdi Lhasa hakkında bildiklerim. Kalabalık bir ailesi olduğunu ve ailesinin onun için çok önemli olduğunu biliyordum. Ebeveynlerinin biri Meksikalı, biri Amerikalı gibi görünsede biraz Rus, biraz İskoç, biraz Polonyalı, biraz İngiliz kökenlere dayanan ve bir baba, biri üvey iki anne ve on kardeşle diyar diyar gezen egzantirik bir aile elbette ki vazgeçilmez olabilirdi. Bir ara sirk yıldızları olan kızkardeşleriyle sirk macerasına atıldığını ve onun da sirk yıldızı olmak istediğini de duymuştum. Ama şarkı söylemek ağır basmış işte. Onun hikayesinde sesiyle insanları büyülemek varmış çünkü. Montreal’de müzik yapmaya devam etmiş o da…

Bu kadar bilgi bile Lhasa’nın bu dünyanın insanı olmadığı duygusunu pekiştiriyordu bende. Hiçbir zaman hiçbir yere ait olmamış, ailesine, insanlarına bağlanmış, onların hikayeleriyle var olmuş, kendini yaratmış bir masal kahramanı…

Yaşamımın en güzel haberlerinden biri bu sıradışı masal kahramanının İstanbul’a geleceğini duyduğum andı. Üstelik de hala en büyüleyici konser mekanlarından olduğunu düşündüğüm Sepetçiler Kasrı’nda selamlayacaktı bizleri. Meğer heyecanım azmış; yaşadığım kent her ne kadar boğucu olsa da, biz sakinlerine büyüleyici olduğunu hatırlatıyor zaman zaman. Bir masal kahramanının ziyaretine geleceğini duyunca hazırlığını yapmış o da meğer. Tüm ışıltısıyla karşıladı Lhasa’yı İstanbul. İçinden trenler geçen vapurların ritimleriyle eşlik etti Lhasa’nın şarkılarına. Lhasa hemen kabul etti bu eşlikçiyi, o nefis Temmuz akşamında, vapurların selamına, Galata Kulesi’nin gülümseyişine karşılık vererek anlattı masallarını bu kez. İstanbul çok çok mutlu oldu bu nefis anlatıcıyı ağırlamaktan. Anlatıcı bayıldı bu masal kentinde olmaya… Çok konser dinledim İstanbul’da ama kentle müzisyenin bu kadar kucaklaşabildiğini, birbirlerini anladıklarını başka hiçbir konserde hissetmedim. O gün İstanbul’un sesi Lhasa’nın sesine karıştı gerçekten ve biz dinleyicilere hayatımız boyunca unutamayacağımız bir hikaye bıraktılar…

Bana müzik yetiyor. Bir zamanlar hem dinleyip hem araştırıyordum, daha aktif yazıyordum çünkü. Şimdi fazla bilgi istemiyorum, zamanım da yok galiba, sevdiğim müzikleri yakalamaya çalışıyorum yalnızca. Lhasa’nın sesini takip ettim hep, ama hastalandığından hiç haberim olmadı. Çoğumuzun da olduğunu sanmıyorum, yansımadı çünkü. Masal kahramanları kanser olmaz zaten değil mi? Lhasa de Sela da söylemedi bize hastalığını, müziklerini yaymaya devam etti dünyamıza; Lhasa albümünü hediye etti bize son olarak. Direnci azalmaya başlamış olsa gerek, son turnesini iptal etti ve biz 2010’u karşılarken o ayrıldı dünyamızdan. Sadece 37 yıl kalabildi bu dünyada. Oysa bu masalın mutlu sonla bitmesi gerekiyordu işte. Kaç tane ‘gerçek’ masal kahramanı geliyor ki bu dünyaya?

Bu yazı ilk kez Karga Mecmua‘nın Şubat 2010 sayısında yayımlanmıştır.