Hoş geldiniz Charlie ve Lola

Charlie ve Lola’nın ünü kendileriyle tanışmamızdan çok önce evimizde nam saldı. Bir ara kitaplarına bakmış, Türkçeye çevrilmediğini öğrenmiş ve niyeyse filmlerine ilgi yapmamıştım. Ne büyük yanlış! Gerçekten! İyi ki Kuzgun okulda tanışmış bu ikiliyle, iyi ki anlata anlata bitiremedi ve iyi ki “ben de istiyorum” demekten vazgeçmedi de, düştüm peşlerine. Daha önce uyanmalıydım aslında, başka filmlerden hiç söz etmezken Charlie ve Lola’yı seçmiş, onaylamış ve daha fazlasını ister olmuştu çünkü…

Çocuklar hemen seçiyorlar karakterlerini; kendine yakın hissetiklerini çok kolay benimsiyor ve yaşamlarına katıyorlar. Onun için okuya okuya ezberlediğimiz Kumkurdu’nun akıllı arkadaşı Zacharina evimizin bir üyesi gibi. Muhtemelen Jeremy James de bu arkadaşların arasına katılacak yakında, çünkü onun maceralarını okurken de “benim gibi” tanımlaması yapmaya başladı Kuzgun ve tıpkı Zacharina gibi çok da eğlendiriyor Jeremy James onu. Tabii beni de; çok, çok komik bir çocuk gerçekten. Lola da çok komik. Charlie her bölümün başında onaylıyor bunu zaten.

Neredeyse 5 yaşındaki Lola ile 7 yaşındaki abisi Charlie’nin gıpta edilecek bir iletişimleri var. Lola, hayal dünyası çok zengin, özgür ruhlu, kıpır kıpır, sevimli bir kız. En yakın arkadaşı Lotta. Bir de akıl danıştığı hayali arkadaşı Soren Lorensen var. Soren Lorensen’i herkes tanıyor ama bir tek Lola görebiliyor onu. Charlie de son derece soğukkkanlı, akıllı ve duyarlı bir çocuk. Lola kadar eğlenceli ve çılgın değil, muhtemelen bu nedenle kardeşini komik buluyor. En yakın arkadaşı Marv. Marv’ın bir de köpeği var; Sizzles. İşte tüm olaylar bu müthiş altılının çevresinde gelişiyor. Çocukların okul ile ev arasındaki gündelik yaşamlarına sahne oluyoruz her bölümde. Charlie her zaman ve her zaman Lola’ya destek oluyor. Lola her zaman sınırları zorluyor, ama Charlie hep çok sabırlı ve anlayışlı. Acayip güzel bir abi yani ve Lola da bunu çok iyi biliyor ve abisini çok seviyor.

Basit hikayeler gibi görünüyor böyle anlatınca. Öyle de, ama bu basit hikayeler çok kıvrak mesajlarla örülü. Genel olarak çocukların birbirleriyle ilişkileri mükemmel. Çatışmalar çok az ve her zaman akılcı bir çözümleri var sorunlar karşısında. Hatta ilk başlarda bana fazla geldi bu kadar mükemmeliyetçilik. Ama Charlie ve Lola’nın dünyasında kaybolmaya başladıkça, hınzır bir yaratıcısı olduğunu farkettim. Kesinlikle dikte etmiyor hiçbir şeyi, ‘böyle olması iyi’ vurgusu yapıyor. Ve evet, böyle olması iyi tabii. ‘Mükemmel’ biz büyüklere özgü bir kavram sonuçta ve işte Lauren Child’da bize artık ‘mükemmel’ gelebilen ama aslında olması gereken dünyayı resmediyor çocuklara Charlie ve Lola ile. Kavrayabilecekleri, içine girebilecekleri ve farkına varmadan öğrenecekleri, ‘böyle olması kesinlikle iyi’ bir dolu hikaye anlatıyor. Basit, ama zeki ve eğlenceli hikayeler. Lauren Child kendi yazdığı bu dünyayı canlandırmayı da son derece yaratıcı ve eğlenceli bir şekilde başarıyor. Çizimleri, fotoğraflar ve değişik kolajlarla zenginleştirerek animasyonun etkisini güçlendiriyor. Bir de Kuzgun için de öyle mi bilemem ama, beni tuhaf bir şekilde sakinleştiriyor Charlie ve Lola izlemek…

Tılsımlı bir ürün sonuçta Charlie ve Lola. Lauren Child’a bize iki yeni arkadaş kazandırdığı için teşekkürler.

Tohumları saklayan sihirli yıldızın gücü

Slow Food Yağmur Böreği ve ÇEKÜL ortaklığında Tohumdan Sofraya – Mevsiminde Sebze Meyve Tüketimi Eğitimi’nin gönüllü neferlerinden biri olduğumdan beri çok şey öğrendim. Bir tüketici olarak titizim zaten, şimdi hem titiz hem şüpheci hem sorgulayan hem de çözüm üretmeye çalışanım. Bazen böyle olmak hayatı zorlaştırıyor, insan artık ne yiyeceğini, nereden alışveriş edeceğini bilemiyor, ama böyle olmak gerekiyor. “Bizim çocukluğumuzda” şeklinde başlayan cümleler kurup, çocukluğumuzdan beri değişen düzeni, dayatılan sistemi sorgulamaktan çekinerek ne kendimize ne de çocuklarımıza, gelecek kuşaklara bir yararımız oluyor çünkü…

Tohumdan Sofraya Eğitimini ilköğretim okullarında, zaman zaman da anaokullarında uyguluyoruz. Eğitim boyunca, çocukların beslenme alışkanlıklarını gördüğümüzde bilinçsizliğimiz bütün çıplaklığıyla seriliyor gözlerimizin önüne. Çocukların çoğu zaman anne-babalarından ya da öğretmenlerinden daha açık olduklarını görmek ise umut verici oluyor. Ne yapıyoruz Tohumdan Sofraya Eğitimi’nde? Çocuklara neden mevsiminde yetişen sebze meyveleri yemeleri gerektiğini, bir günlük beslenme tabağının nasıl olması gerektiğini, sebzelerin meyvelerin nerelerde nasıl yetiştiğini konuşuyoruz ve sonra da mutfağa giriyoruz… Değişik tadların, kokuların peşinde, annelerin çoğu zaman uzak tutmayı tercih ettiği mutfakta çocukların nasıl minik birer aşçı olabildiğine şahit oluyoruz. Eğitimin en eğlenceli kısmı da mutfak bölümü zaten.

Oyunlarla, hikayelerle desteklenen eğitimde anlatılan masallardan birini bir süredir evde oğluma da anlatıyorum, hatta oğlumun arkadaşlarına da. Sürprizli bir masal bu; hatta oğlumun tanımıyla ‘sihirli’. Öyle gerçekten; bir mucizeyi anlatıyor çünkü Caroline Sherwin Bailey, “Kapısı ve Penceresi Olmayan Küçük Kırmızı Ev” masalında. Türkçeye eğitim içeriğimizi de hazırlayan Olcay Bingöl çevirmiş masalı, ne yazık ki burada yayınlanmış bir kitap değil yani. Kısaca ‘bir tohum masalı’ diyebileceğim bu nefis hikaye o kadar dillendi ki evimizde, oğlum okuldaki arkadaşlarına da anlatmamızı istedi. Daha önce velilerine Tohumdan Sofraya sunumu yaptığımız Küçük Ağaç Anaokulu’nun sevgili müdürü velilerin çocuklarla ortak bir şeyler yapması fikrine açık biri neyse ki. Masalın etkisine girmesi de uzun sürmedi zaten ve ben Küçük Ağaç’ın 5-6 yaşındaki bıdırlarına “Kapısı ve Penceresi Olmayan Küçük Kırmızı Ev”i anlatırken buldum kendimi. Oğlum ağzı kulaklarında, ama büyük bir gizi de saklamayı başararak katıldı arkadaşlarının arasına; ne de olsa ‘sihri’ biliyordu! Masalın sonuna yaklaştığımda, yani tohumları saklayan ‘sihirli yıldızı’ çocuklara gösterdiğimde yüzlerindeki şaşkınlığı görmenizi isterdim. Ne kadar doğal, ne kadar içtenler. O an anladım ki, bir tohumun mucizesini büyüklerden daha iyi kavradılar. Minik ellerine bıraktığım elma tohumlarını o nedenle büyük bir neşeyle ve heyecanla diktiler kocaman saksımıza. O kadar da dikkatliler ki, saksının bir köşesine diktiğimiz ‘elma’ resmindeki elmaların yeşil olmasına takıldılar; çünkü onların elmaları kırmızı olacaktı!

Şimdi meraklı bir bekleyiş, sahipleniş var okulda; 11 minik elin toprakla buluşturduğu 11 minik tohum gülümsemeye hazırlanıyor güneşe, çocuklara. İyi ki ısrar etti oğlum bu masalı arkadaşlarına da anlatmam için. Tohumun mucizevi gücünü keşfettiler böylece. Çoğaldı masalın sihri, buluştu tohumlar toprakla. Umarım hepsi sağlıkla büyür onlara hayat veren miniklerle birlikte…

http://www.ntvmsnbc.com/id/25078822/